BlogGenel

Ben

By 2 Eylül 2018 No Comments

İçimdeki tüm “ben”leri akşam yemeğine çağırdım, aradaki buzları eritsinler diye. Çoğu gelmedi, öbürleri zaten hep buradaydı. Buna rağmen özenle hazırlanmışlar, şaşırdım. Biri korkunç bir klişe olarak simsiyah giyinip gelmiş, canı sıkkın gibiydi. Sordum, memnuniyetsiz bir bakış atıp başını çevirmekle yetindi. Çok umursamadım, zaten onla iki çift laf edilmiyor. Bir diğeri ışıltıya dair ne varsa üzerine geçirmiş. Yüzü, saçları, elleri, kısaca görünen her yeri sim zerreleriyle parlıyor.“Bugün ışıldıyorsun,” diye takıldığımda kirpiklerini kırpıştırarak gülümsedi. Bu, birden fazla “ben”in birleşimi olan biriydi. Ruh hali sürekli değişiyordu, şımarıktı, sevimliydi, hiçbir buluşmayı kaçırmazdı.

Dikdörtgen gözlüklü, sert ifadeli biri disko topunu ittirerek hızla elimi sıktı. Gözlerim bir an ellerine kaydı: Her zamanki gibi yenmiş tırnaklar. Aceleyle masaya geçerken gergince gözlüğünü düzeltiyordu. Ona gülümsemekten kendimi alamadım, sürekli acelesi vardı.

Sıradaki kişi diğerlerine göre daha yaşlıydı, ya da gözlerinin altındaki kırışıklıklar onu olduğundan daha yaşlı gösteriyordu. Bezgin bir tavırla elimi sıktı ve masanın gerilerine oturdu. Bir defasında onu bu hale getirenin diğer “ben”ler olduğunu söylemişti, özellikle de ortaya çıkmayanlar. Daha fazla sorgulamadım, açıklamayacağını biliyordum çünkü.

Ve sona kalanlar… Tesadüfen aynı anda gelen iki konuğun birbiriyle zerre alakası yoktu: Yırtık pırtık giyinmiş bir zavallı ile dimdik yürüyen, şık biri. Başını dik tutan elimi sıkıp diğerlerine selam vermeye başladı. Bu kişi hepsiyle iyi anlaşıyordu; beraber geldiği kişi hariç. Zavallıya bakarken öyle bir nefret vardı ki gözlerinde, simsiyah olan bile ürküyordu. İç çekerek son gelen konuğu da içeri aldım ve kapıyı kapattım, onunla ben de pek konuşmak istemiyordum. Kendi kendine sürekli bir şeyler mırıldanıyor, şarkılar söylüyordu. Ne söylediği, ne yaptığı kimsenin umurunda değildi O; istenmeyendi, çağrılmadığı halde her zaman gelendi.

Masanın başına oturdum ve hafif mırıltıyı sonlandırmak için yüksek sesle boğazımı temizledim. Parmaklarımı kubbe şeklinde birleştirip yavaşça sessizliğin sağlanmasını bekledim. Birbirlerini çok sevmediklerinden olsa gerek, oda kısa sürede sükûnete kavuştu. Düşüncelerimi düzgün bir sıraya sokabilmek amacıyla duraksadım.

“Sizi neden buraya çağırdığıma dair hepinizin az da olsa bir fikri vardır diye tahmin ediyorum.” Gözlerimi meraklı suretler üzerinde dolaştırdım, en azından birinin konuşmasını beklemiştim. Kimse ses çıkarmayınca, “Aranızdaki anlaşmazlıkları çözmeniz için.” Diye kısaca açıkladım.

Odada büyük bir uğultu baş gösterdi. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor, birbirlerine karışan seslerin hepsi bir olsa da tonlamaları ve vurguları onları başka biriymiş gibi gösteriyordu. Başımı ovuşturdum. Her seferinde aynı şey oluyordu. “Sessizlik, lütfen.” Dedim yüksek sesle.

“Bizden bunu istemen anlamsız.” Diye atıldısiyahlı. “Neortak yönümüz, ne de birbirimizi sevmek için bir sebebimiz var.”

Diğerleri de hararetle baş salladılar. Gene başlıyoruz. En azından bir konuda hemfikir olduklarını görmek güzeldi.

“Bunu kaçıncı defa anlattığımı hatırlamıyorum,” dedim bıkkınca. “Sizin bir ortak noktanız var.” Boğazımı temizledim. “Hepiniz ‘ben’den oluşuyorsunuz.”

“Biliyoruz.” Dedi süslü kollarını kavuşturarak. “Bu, seninle olan bağımızı açıklıyor ama…” Etrafını küçümseyen bakışlarla süzdü. “Diğerleriyle olanları değil.”

Siyahlının öfke dolu sesi odayı doldurdu. “Kendini bizden daha özel zannetmen gözlerimi yaşartıyor.” Gene bir uğultu başladı.

“Lütfen,” dedim yumuşak olmaya özen göstererek. “Problemleri ancak konuşarak çözebiliriz.”

“O halde ben başlamak istiyorum,” dedi siyahlı araya girerek. “Şu pembe şeyin tavırları beni çileden çıkartıyor.” Süslü itiraz edecek gibi olduysa da elimi kaldırarak susmasını işaret ettim. “İstemediği şeyler olunca tek yaptığı mızmızlanmak. Küçük bir çocuktan farksız.”

Gözlüklü, “Katılıyorum,” dedi ciddiyetle. “Her ne zaman karar vermeye çalışsam sürekli dikkatimi dağıtıyor.” Kaşlarını çattı. “Bunu yapan sadece o değil üstelik.” Diye mırıldandı kendi kendine ıslık çalana bakarken.

“Ne?” Islığını kesti.

“Davet edilmediğin halde geliyorsun.” Diye tısladı şık giyimli konuğum. Bu ikisi atışmadan duramıyordu.

“Kaçıramayacağım fırsatlar sunuyorsunuz ve ben de geliyorum.” Gözlerini kıstı. “Koşulları ayarlayan sizsiniz.”

Süslü gözlerini devirdi. “En azından zararsızsın. Her geldiğin yerde kavga çıkarmıyorsun, her zaman siyah giyinen dostumuz gibi.”

“Benim neden böyle davrandığımı biliyorsunuz,” dedi siyahlı öfkeyle, bir yandan da destek beklercesine yaşlı olana bakıyordu. “Aynı dertten muzdaribiz, sen de bir şeyler desene!”

Yaşlı olan kendinden bir cevap beklendiğini anlayınca kurumuş dudaklarını yaladı ve “Tecrübeler.” Dedi kısaca.

Kısa süreli bir sessizlik oldu. Herkes düşüncelere dalmış gibiydi. Neden sonra, “Bu hepimizi etkiliyor.” Diye mırıldandı şık olan. Herkes şaşkınlıkla ona baktı. “Ne?” dedi bakışları fark edince. “Sorunum olmadığını mı sanıyordunuz?”

“Umursamadığını.” Diye düzeltti melankolik.

Omuz silkti. “Yanılmışsınız. Hepimiz bir şeyleri umursuyoruz.”

“Ve bu sonumuzu daha erken getiriyor.” Diye ekledim birden. Hepsi başını bana çevirdi. “Uzun süredir birlikteyiz ve birbirimizi gözlemliyoruz-istesek de, istemesek de.” Siyahlıya baktım. “Epeydir somurtkan olmanın sebebini az önce duyduk, aslında hep biliyorduk.” Sorarcasına kaşlarını kaldırdı. “Uzun zamandır birlikteyiz, dostum. Uzun zamandır.” İç geçirdim. “Sana tahammülümüzün her zaman fazla olmasının sebebi de senin sebebinden farklı değildi. Siyahlının sıkıntılarını anlamayan herhangi biri var mı aramızda?” Çıt çıkmadı.

Gözlerimi süslüye çevirdim. “Senden şikayetçi olsalar da eskisine göre daha iyi olduğunun farkındayım. Eskiden yapabileceklerinin sınırı yoktu; ama diğerleriyle konuştukça bazı şeyleri içinde tutman gerektiğini öğrendin.” Gülümsedim. “Büyüyorsun.” Hakaret etmişim gibi yüzü kasıldığında siyahlı -beni şaşırtarak- elini süslünün omzuna teselli edercesine koydu. “Gözlüklü,” diye başladım. “Bizim için varlığının ne kadar hayati olduğunun bilmem farkında mısın? Bir vücudu oluşturuyorsak, senin beyin rolünü oynadığın şüphe götürmez. Aramızda en az tökezleyen sensin, çünkü hepimiz senin doğru adımları atabilmen için canımızı dişimize takıyoruz. Ama senin de hataların oldu ve olmaya devam edecek.” Omuz silktim. “Kimse kusursuz değildir. Sen bile.” Gözlüklü gülümsedi ve başıyla onayladı. “Sevgili melankolik,” diye devam ettim. “Her olayda gelmeni takdir etmesem de bazen sana bile ihtiyacımız oluyor.” Herkes güldü, siyahlı bile. Melankolik sırıtarak, “Bir süre kendi çöplüğümde takılacağım, ama ortam hoşuma giderse her an gelebilirim.” Dedi. “Aman, eksik kal!” dedi şık olan. “Ve sevgili duygusuz dostum,” dedim lafı hemen ona getirerek. “Senin karakterini herhangi birimizin eksiksiz bir şekilde çözümleyebileceğine inanmıyorum. Karmaşıksın, çok karmaşık,” dedim ve başımı iki yana salladım. “Ama çok basit noktaların da var: Alınmak, üzülmek, umursamak gibi.” Her zaman çılgın bir alevle parıldayan gözleri bu sefer farklı bakıyordu-neredeyse mağrur. “Bu duyguları istediğin kadar inkar et, ama hepimiz birbirimizi tanıyoruz. Hepimiz bu duyguları biliyoruz ve sen de zamanla bunun kötü olmadığını öğreneceksin.”

Tekrar bir sessizlik oldu.Tepkilerinden emin olamayarak konuklarıma bakarken, “Ve sıra sende.” Dedi yaşlı olan zar zor duyulan bir sesle. Herkes pür dikkat dinlemeye başladı. “Sen,” dedi yavaşça, “Beğendiğin, beğenmediğin, eleştirdiğin, bir araya getirmeye çalıştıklarının toplamısın. Ne eksik, ne de fazla.” Nefes almak için duraksadı.

“Birbiriyle bir araya gelmeyecek özellikler… Elmayla armutun toplanmadığı gerçeği kadar açık bu.” İç geçirdi. “Sende takdir ettiğim şey, asla vazgeçmemen. Olmayacağını bildiğin halde durmaman. Hak etmeseler bile ikinci şans vermen.”

Buruk bir şekilde gülümsedim. “İkinci şansı vermeseydim, kendimden vazgeçmiş olmayacak mıydım?” Cevap gelmese de bakışlarındaki onaylama konuşmama devam etmemi sağladı. “Bazen her şeyin yanıp kül olmasını diliyorum, ama iyi ki küllerinden doğmuşlar.”

“Bizim gibi.”

Hepimizin yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Öyle bir gülümsemeydi ki, sadece aynı sırrı paylaşan ve kimseye söylememek için oyuncakları üzerine yemin etmiş çocukların paylaşabileceği türdendi. Öylesine özeldi, öylesine bendi.

Ece Uzunhasanoğlu

 

Leave a Reply