Genel

Bu Adamı Nasıl Serbest Bırakmışlar?

By 24 Şubat 2019 No Comments

Günlük hayatta gazete okurken, televizyon izlerken veya sosyal medyadan gündemi takip ederken bir suç ile ilgili habere denk geldiğimizde ‘Bu adamı nasıl serbest bırakmışlar!’ tepkisiyle sıklıkla karşılaşırız. Hatta son yıllarda özellikle sosyal medya üzerinden yoğun bir söylem oluşturularak bazı durumlarda ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan kişilerin tutuklandığına da şahit olduk. Hakkında son derece rahatsız edici ithamlarda bulunulan kişilerin serbest bırakılıyor olması, adalet duygumuzu zedeler. Peki aslında serbest bırakılmasından anlamamız gereken şey tam olarak nedir, kavramlara yüklediğimiz anlamlar ne kadar doğru veya söz konusu kişiler hakkında taleplerimiz özelde ceza ve ceza muhakemesi hukuku genelde hukukun genel prensipleriyle ne kadar örtüşüyor?

Bu yazıda özellikle hukuk diline vakıf olmayanlar açısından ceza yargılamasına ilişkin temel kavramları ve yargılama sürecini özetle açıklamaya çalışacağım. Bu açıklamalardan sonra en azından ‘bu adamı nasıl serbest bırakmışlar’ sorusunun cevabını bulacağınızı düşünüyorum. Tabi cevabın tatmin etmeme ihtimali saklı duruyorJ

Ceza muhakemesi kavramıyla başlayacak olursak; ceza muhakemesi, ceza hukukunun ihlal edildiği iddiasının (yani bir suç işlendiği iddiasının) doğruluğunun araştırılması faaliyetidir.[1]

Öncelikle suç işlendiği yönünde herhangi bir iddia olması halinde savcılık bu durumu araştırmaya başlar. Bu durum bir ihbar veya şikâyet üzerine olabileceği gibi savcılık durumu kendi imkanlarıyla da öğrenmiş olabilir. Savcılık tarafından suç iddiasının araştırıldığı bu evreye soruşturma evresi denir. Soruşturma aşamasında temel olarak yetkili organ savcılıktır ancak bu aşamada tutuklama, adli kontrol gibi bazı kararların alınması için hâkim kararına ihtiyaç duyulur. Savcı araştırmasını bitirdikten sonra iddianameyi tamamlayarak ilgili mahkemeye sunar. (İddianamede bahsi geçen suçun türüne göre Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesine). Tabi savcının eğer suç şüphesi yeterli bir yoğunluğa ulaşmamışsa, yani suç oluşmadığı yönünde değerlendirmede bulunduysa kovuşturmaya yer olmadığına karar vererek süreci sona erdirmesi de mümkündür. İddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi ile başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreye kovuşturma aşaması denir.  Soruşturma aşamasında suçu işlediği iddia edilen kişiye şüpheli denirken, kovuşturma aşamasında suç işlediği iddiası ile yargılanan kişiye sanık adı verilir.

[1] Ceza Muhakemesi Hukuku -1-, Prof.Dr.Cumhur Şahin, 8.Bası, s.25

Yargılama sonucunda verilen nihai karar yani hüküm, kişinin o suçu işlemediği yönünde bir beraat kararı olabileceği gibi suçu işlediği yönünde bir mahkûmiyet kararı da olabilir. Mahkemenin yargılamayı tamamlayarak hüküm verdiği bu aşama ilk derece yargılamasını oluşturur ve ilk derece mahkemesinin bu kararına karşı istinaf ve temyiz yoluna başvurulması mümkündür. [1]

İlk derece mahkemesi kararları esas itibariyle istinaf kanun yolu denetimine tabidirler. Kanun yolu, verilen mahkeme kararlarının üst mahkemelerce gözden geçirilmesini sağlar. İlk derece mahkemelerinin verdikleri kararlar önce Bölge Adliye Mahkemesi dediğimiz istinaf mahkemelerine gider. Bazı ilk derece mahkemesi kararları bu aşamada kesinleşir yani bunlara karşı temyize gidilemez. Kesin olmayan istinaf (bölge adliye mahkemesi) kararlara karşı ise temyiz yoluna gidilebilir. Temyiz mercii Yargıtay’dır. Hükmün kesinleşmesi demek artık bu karar hakkında başvuracak bir merciin bulunmaması ve hükmün infaz olunacağı anlamına gelir.  Hükmün kesinleşmesi ile kovuşturma aşaması sona erer, kişinin sanıklık statüsü de sona erer, eğer mahkûmiyet kararı kesinleştiyse artık hükümlülük aşaması başlamış olur.[2]
İşte kişinin suç işlediğinin mahkeme kararıyla sabit hale gelmesine kadar geçen sürede temel hukuk kaidelerinden biri olan ‘masumiyet karinesi’ devreye girer. Masumiyet Karinesi, suçluluğu bir mahkemenin kesin kararı ile sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamamasıdır.
Anayasa/m.38-f.2
‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/m.6-p.2

‘Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.’
Mecelle Temel Kaideler/8.Madde:

Beraat-ı zimmet asıldır. (Suçluluğu kanıtlanana kadar kişi suçsuzdur.)

 

Bu çerçevede hüküm kesinleşene kadar kişi masumiyet karinesinden faydalanır. Zira kendisinin yargılama sonucunda suçsuz çıkma ihtimali mevcuttur.

Gelelim yakalama/gözaltı/adli kontrol/tutuklama kavramlarına. Bu kavramları koruma tedbirleri üst başlığında değerlendirmek gerekecektir.

[1] a.e., s.35

[2] a.e., s.36-37

Koruma Tedbirleri, ceza muhakemesinin gereği gibi yapılabilmesi veya hükmün infazının mümkün kılınması amacıyla muhakeme sürecinde başvurulan ve hükümden önce, gerektiğinde zor kullanmak suretiyle bazı temel hak ve özgürlüklere geçici müdahaleyi gerektiren işlemlerdir.[1] Koruma tedbirlerine henüz savcının suç iddiasıyla ilgili araştırma yaptığı soruşturma evresinde de başvurulması mümkündür.

Koruma tedbirleri yukarıda sayılanlarla sınırlı olmayıp bu yazı kapsamında sıklıkla karşılaştığımız kavramlar olmaları sebebiyle sadece bu kavramlar üzerinde durulacaktır.

Yakalama: Hâkim kararı olmaksızın şüphelinin özgürlüğünün kısıtlanması, gözaltına alınıp alınmayacağı hususunda bir karar verilinceye kadar denetim ve gözetim altına tutulmasıdır. Yakalama kaçmayı, kaçanı engelleme yetkisi veren bir koruma tedbiridir. [2]

Gözaltı: Soruşturma yönünden zorunlu olması ve bir suç işlediği şüphesini gösteren somut delillerin bulunması halinde, yakalanmış olan kişinin, savcı kararıyla belli, bir süre özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Yani gözaltına alınan kişinin hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla, yetkili hâkim önüne çıkartılmasına veya serbest bırakılmasına kadar özgürlüğünün kısıtlanmasıdır, bu aşamada kişi nezarethaneye konulur. Gözaltı süresi bireysel suçlarda 24 saati, kamu düzenini ciddi şekilde bozacak olaylar söz konusu olduğunda 48 saati geçmeyecektir.[3]

Tutuklama: Suç işlendiği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kişinin özgürlüğünün kesin hükümden önce hâkim kararıyla geçici olarak kaldırılmasıdır. Tutuklamada aslında yukarıda bahsi geçen masumiyet karinesinin aksi yönde bir uygulama yapılmaktadır. Henüz hüküm kesinleşmeden kişinin özgürlüğü kısıtlanmaktadır. Bu sebeple tutuklama kararı verilebilmesi için bazı koşulların oluşması gerekir;

-Suç işlendiği yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunmalı.

-Tutuklama nedenlerinden biri olmalı. Tutuklama nedenleri ise;

  • Kaçma şüphesinin bulunması
  • Delilleri karartma şüphesinin bulunması

Kanunda bazı suçlar bakımından tutuklama nedenlerinin var kabul edilebileceğini düzenlemiştir

[1] a.e., s.263

[2] a.e., s.272

[3] a.e., s.280-281

Bu suçlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.maddesinin 3.fıkrasında sayılmıştır. (Kasten öldürme, işkence, çocukların cinsel istismarı suçları bu suçlardan bazılarıdır.)

Photo by niu niu on Unsplash

Adli Kontrol: Kişinin özgürlüğünden yoksun kılınmayarak gözlemlenmesi ve denetlenmesidir. Tutuklamaya seçenek bir tedbirdir. Tutuklama şartları gerçekleşmiş olmalıdır.[1] Bu şekilde tutuklama kararı vermeye sevk eden durum ortadan kaldırılabilir. Örneğinin kaçma şüphesi varsa kişiye yurt dışına çıkma yasağı getirilebilir. Veya konutunu terk etmemesi yönünde karar verilebilir.

Bu temel açıklamalardan sonra ceza muhakemesi kapsamında diyebiliriz ki;

Kişinin ifadesinin alındıktan sonra serbest bırakılması onun ceza almayacağı anlamına gelmez.

Yargılama süreci boyunca tutuklu olmaması, başka bir deyişle tutuksuz yargılanması yani elini kolunu sallayarak dışarıda gezmesi ceza almayacağı anlamına gelmez.
Aynı şekilde tutuklu yargılanıyor olması da onun suçlu olduğunu göstermez.

Asıl olan kişinin, hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşene kadar masum sayılmasıdır. Bu kapsamda kişinin henüz hakkında bir mahkûmiyet kararı yokken tutuklanması istisnaidir ve ancak belli şartların varlığı halinde başvurulabilir. Kişinin suç işlediği konusunda kuvvetli şüphe bulunsa dahi, delilleri karartması mümkün değilse, örneğin deliller kamera kaydıysa ve bunlar zaten toplanmışsa, kaçma şüphesi yoksa ve suçlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan değilse hakkında tutuklama kararı verilmesi hukuka aykırı olacaktır.
Kaldı ki suçlu olduğu yönünde kuvvetli şüphe bulunan kişilerin uzun süre tutuklu yargılanmalarından sonra suçsuz olduklarının ortaya çıktığı durumlar da mevcuttur. [2] Bu durumda insanların tutuklu olarak geçirdikleri sürelerin ve ortaya çıkan mağduriyetlerin de gerçek anlamda telafisi mümkün değildir.
Özellikle hakaret suçu gibi cezasının üst sınırının 2 sene olduğu ve uygulamada amiyane tabirle ‘yatarının olmadığı’ suçlarda tutuklama kararı verilmesi de ayrıca hukuka aykırıdır.

Son zamanlarda insanların, belki de kullanılan kavramlar arasındaki farklılıkların bilincinde olmamalarından dolayı, verdikleri tepkiler üzerine yapılması gereken bu konuda aydınlatıcı açıklamalarda bulunmaktır. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ülkemiz aleyhine en çok ihlal kararı verdiği hakkın adil yargılanma hakkı olduğu da unutulmamalıdır.

[1] a.e., s.308

[2] http://www.mazlumder.org/webimage/basak-ailesi-raporu.pdf

 

YAZAR: ŞEFİKA MEMİŞ

Leave a Reply