Genel

Doğadan Al İnovasyonu: Bio-mimicry

By 21 Aralık 2018 No Comments

İnsanlar ve toplumlar, tüm aktivitelerinde doğayla sıkı bir ilişki içerisinde. İnsanlık tarihi boyunca tüm gelişim ve değişimlerin özünde insanlığın doğayla kâh verdiği mücadele kâh yapmış olduğu işbirliği yatıyor. İnsanlığın amacı ister mücadele etmek ister işbirliği yapmak olsun açık olan bir nokta var: insanlık tarih boyunca kendisini doğayla tanımlamıştır. Bu bakımdan tüm gelişim ve değişimler, doğaya her ne kadar zarar  verse de doğadan beslenmeye muhtaçtır.

 

Çağımızın üretim ve iş yapış biçimi olan endüstrilerin de doğayla ilişkisi on yıllar boyunca yalnızca doğadan materyal temin etmekten ibaretti. Binlerce maden ve hammadde keşfedildi, bunlar teknoloji ve endüstriyel üretimlerde başarılı bir şekilde kullanıldı. Fakat geldiğimiz noktada insan-endüstri-doğa ilişkisi “sürdürülebilirlik” adında bir çıkmaza girdi, çünkü kurulan bu tek yönlü ilişki kısa vadeli bol getiriler sunuyordu. Doğanın sınırlı ve somut kaynakları tükeniyordu ve bu durum şirket ve endüstrileri sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir büyüme hedefine yöneltti.

Yazının başında da belirttiğim gibi insanlık ve insanlığa dair tüm gelişimler doğa ile tanımlanmaya muhtaçtır. Bu yüzden İnsan-doğa-endüstri ilişkisinde karşılaşılan bu çıkmazın çözümü de doğanın yalnızca bir hammadde kaynağı olarak kullanılmaktan çıkarılması, endüstri ve şirketlerin kendilerini doğa ile tanımlamaya başlamasıdır. Doğa; insan ve şirketlerin inovasyon ve yenilik fikirlerini bulacağı ilham kaynağı olmalıdır. Binlerce yıldır, kendi döngüsünde milyonlarca canlıyı besleyip barındırabilen kocaman bir yapı olan Doğa’dan daha sürdürülebilir çalışan bir endüstriyi arasak da bulamayız.

 

Doğa’dan al İlhamı!

 

Hayvanların, bitkilerin ve ekosistemlerin çalışma biçimleri, bugün birçok şirketin üretim ve yönetim faaliyetlerinde ilham kaynağı olabilir. Örneğin, karıncaların bir komünite halinde yaşamaları ve birbirleriyle iletişim biçimleri bugün birçok kuruma yönetim konusunda zengin içgörüler sağlayabilir. Üretim yani endüstride inovatif yaklaşımların da yine doğadan beslenebileceği binlerce ilham ve fikir var. Asıl mesele tüm bu mesajları görebilmek için kurumsal ve inovasyona dair anlayış ve zihin yapıtaşlarını doğaya göre şekillendirmekte.

Bak Sen Şu Doğa’nın İşine!

 

Credit by “The Architect’s Newspaper”

Doğaya yönelen inovasyon çok yeni bir fikir olsa da bugün çok umut verici bir bilim dalına sahibiz. Bio-mimicry, tam da doğadan öğrenen inovasyona örnek bir disiplin. Bio-mimicry, kısaca  doğada bulunan canlıların faaliyet biçim ve düzenlerini taklit ederek insanların sorunlarına çözüm üreten bilim dalı. Sürdürülebilirlik dediğimiz kavram, bio-mimicrynin temelini oluşturuyor. En sürdürülebilir sistem olan ekolojiden sürdürülebilirliği öğrenen bio-mimicry disiplininde her geçen gün yeni şirketler kuruluyor.

 

QMT, bio-mimicryi kullanan şirketlere çok güzel bir örnek. Qualcomm Teknoloji şirketi (QMT) yakın zamanda güneş ışığında tam  verimle çalışan, düşük enerjili renk gösterge ekranı üretti. QMT, bu inovatif ürünü kelebeklerin kanatlarının ışıkla olan etkileşiminden ilham alarak üretti.

Credit by Qualcomm MEMS Technologies

Bio-mimicry alanında üretilmiş binlerce ürün ve hizmet bugün sektörlerin en inovatif ürünlerini temsil ediyor. Doğadan ilham alan bio-mimicry bugün onlarca sektörde üretim ve iş yapış biçimlerini de dönüştürüyor.  Fermenian Business & Economic Institute’ ın raporuna göre bio-mimicry, 2030′ a kadar Amerika’ nın GSYH’ sinin 425 milyar dolarlık bir kısmını oluşturacak. FBEI, Bio-mimicry nin özellikle inşaat sektöründe, çimento üretiminde, kimyasal üretimde, elektrik üretimi alanında, dağıtım ve depolama sektörlerindeki ciddi dönüşümlerin  özünü oluşturacağını da ekliyor.

Credit by Fermanian Business & Economic Institute.

Bio-mimicry, yalnızca endüstriyel üretimleri dönüştürmekle kalmayıp inovasyon ve yapay zeka ile gelen kitlesel işsizlik sorununun çözümünde de etkin rol oynayacak. Bio-mimicry’ nin 2030′ da çeşitli endüstrilerde 2 milyon istihdam yaratacağı aynı raporda öngörülüyor.

Credit by Fermanian Business & Economic Institute.

 

İnsanlığın daha çok tüketmek için daha fazla üretme anlayışına saplantılı kaldığı günümüzde, insanlık bu saplantısının bir kurbanı olmaya çok yakın. İnsan-doğa- endüstri ilişkisinde çıkmaza neden olan “doğanın yalnızca hammaddesini kullanma” anlayışının yerine en büyük sürdürülebilir sistem olan doğa ve ekolojiden ilham alma anlayışına geçmenin vakti geldi. Doğa, insanın olduğu her alanda belirleyici güç olmaya devam edecek. Kısa vadede çok çıktı elde etme anlayışının getirmiş olduğu kaynak kıtlığı ve işsizlik tehlikesine karşı doğanın yine binlerce fikri var. Mesele kulakları açıp onu dinleyebilmekte.

 

Yararlanılan Kaynaklar: https://biomimicry.org/nature-business/

https://www.terrapinbrightgreen.com/tapping-into-nature/#technologies

 

YAZAR: BATIHAN DİZDAROĞLU

Leave a Reply