Genel

Evrende Küçücük Bir Nokta

By 26 Kasım 2018 No Comments

2018 Türkiye’sinde tartışılan oldukça fazla konu var: Ekonomi, uluslararası ilişkiler, sınırlarımıza kadar uzanan savaşlar… Televizyonu açıp kanallara beş dakika göz attığınızda saydığım problemlerin bütün detaylarıyla ortaya konulduğunu görebilirsiniz. Nadiren göreceğiniz şey ise bu problemlerin çözümüdür. Fark ettiniz mi bilmem, insanoğlu her daim kendine yeni problemler yaratmayı ve bir şekilde bunlardan sıyrılmayı başarmıştır. Ama nasıl?

Bir sorunu çözüme ulaştırmak için izlememiz gereken yol aslında hepimiz bildiği basit bir formül: Sorunu belirle, sorun üzerine düşün ve çözüm yolları bul. Bir cümleye sığabilecek kadar basit… Eğer bu kadar basitse, neden kimse elini taşın altına koymuyor?

Güncel bir problemle olayı örneklendirelim: Mülteciler. Ülkemizde etkilerini net bir şekilde hissettiren kriz, normal bir Türk vatandaşının karşısına hemen hemen her gün çıkıyor. Gerek haberlerde gerek sosyal medyada tabiri caizse gözümüze sokulan bu problemin hepimizi ilgilendirdiği aşikâr. Sığ düşünceli insanların bile  “Aman, bana ne bundan!” diyemeyeceği kadar gerçek, burnumuzun dibinde yaşanan bir olay; ancak neredeyse herkes Suriye’deki krizin bize yansıyan yan etkilerinden rahatsız olmasına rağmen kılını bile kıpırdatmıyor, en büyük yaptırımı ise klavye başında bir çift hakaret etmek oluyor. İstiyorum ki yalnızca kendimizi değil, bütün dünyayı önemseyelim; önemli önemsiz demeden her problemi çözmeye çalışalım… Ama daha kendi ülkesinde olanlara duyarsız bir kitleyle karşı karşıya olduğumu fark edip umutsuzluğa kapılıyorum.

İnanıyorum ki Türkiye’yi şekillendirecek ve ayağa kaldıracak kişiler biz gençler olacağız. Fakat idealist, tuttuğunu koparan ve ülkemizin geleceği için her şeyini ortaya koymaya hazır genç sayısı maalesef yobazlardan daha az. “Aydın” olduklarını savunan gençlerin yaptıklarını, daha doğrusu yapmadıklarını gördükçe iyice karamsarlaşıyorum. Öte yandan bir şeyler yapmaya, üretmeye, ülkemizi ileriye götürmeye çalışan insanlara vurulan darbeler ise hepsinden daha kötü. Olanaksızlığın içinde boğulmalarına rağmen ülkemizin günden güne erimesine göz yummayan topluluğa saygı duymamak elde değil. O kişilerin çalışmalarına destek olacağımıza umutlarını baltalıyoruz ve önlerine engeller koyuyoruz. Merak ediyorum, ekonominin durumundan neredeyse tüm halkımız haberdar olmasına rağmen neden düzeltmek için işe koyulmuyorlar? Beyaz Zambaklar Ülkesi’nde vurgulanan ana fikir herkesin bir sorunun çözümüne katkıda bulunabileceğiydi, ister çiftçi, ister memur, ister işveren olsun… İyi eğitim gördüğüne inandığımız yatırımcılar bile genç girişimcilere destek vermekten kaçınıyorsa durumumuz sandığımızdan da kötü demektir, ama potansiyelimizi ortaya çıkarmak bizim elimizde. Bu toplumu ayakta tutabilmek için hepimizin yapabileceği bir şeyler var.

Neden olduğumuz yerde sayıyor, hiçbir şey yapmadan yaşamın tekdüzeliğine kendimizi kaptırıyoruz? Toplumdaki her bir birey büyük bir yapbozun parçasıdır. Tüm yapbozlar farklı şekillerde olsalar da kenetlendikleri takdirde büyük bir resmi tamamlarlar, yeter ki doğru yere gelmeyi başarabilsinler. Belki büyük biri olamayız, belki tarihte adımız yazmaz; ama olabileceğimizin en iyisi olarak yapbozu daha renkli, daha görkemli yapabiliriz.

Sorun aslında temelimizde yatıyor: Eskiye bağlıyız, değişen dünyaya ayak uyduramıyoruz, bütün bu olanlar bize fazla geliyor. Ama hayır, bu şekilde yaşantımızı sürdüremeyiz. Asıp keserek, kılıçlar kuşanarak kazanabileceğimiz günler çok geride kaldı. Yapmamız gereken şey; kim olursak olalım, ne yaparsak yapalım en iyisini yapmak. Daha büyük bir amaca hizmet etmeyi hayat felsefemiz haline getirirsek ne duyarsızlık diye bir şey kalacak ne de toplum baskıları. Olanaksızlık ise yalnızca yeni çözümler bulmamız için bizi daha da kamçılayacak bir etken olacak.

Şu koca evrende küçücük bir nokta olduğumuzu düşünüyorsak neden en parlağı olmayalım? Sıradan bir taş parçası olmaktansa cayır cayır yanarak etrafımdakileri aydınlatmayı yeğlerim ben.

 

ECE UZUNHASANAOĞLU

Leave a Reply