Genel

Evrenin Dili

By 17 Aralık 2018 No Comments

İnsan küçük bir alem, alem büyük bir insandır. Ne zaman okusam bu cümleyi alır götürür beni başka başka alemlere.. Gelin bugün de siz bana eşlik edin beraber gidelim başka yerlere.. Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin derler. Bugün kendimize bakmaya çalışalım mı o halde?

İnsan vücudunda gördüğümüz fizyolojik uyumun, inkar edilemeyecek düzenin aslında evrenin her köşesine de yayıldığını, aynı düzenin aynı oranlarla var olduğunu anlatmak istiyorum, en yakını 4,24 ışık yılı uzaklıkta olan 2 yıldızın birbirine çarpışarak ölümünün, birkaç mikron büyüklüğünde olan hücrelerimizin (Bir mikron milimetrenin binde birine eşittir.) mitoz bölünmesiyle birebir aynı görüntüye sahip olduğunu, Pablo Carlos Budassi adında bir müzisyenin yaptığı kozmosun logaritmik çiziminin aslında uzaktan bakıldığında bir göz küresinin anatomisiyle uyum içinde olması ve daha nice örnekleri öğrenmek istiyorum, anlatmak istiyorum ama kelimelerimin düşüncelerimden aciz oluşu, gerektiği gibi aktarabilmemin engeli..

Esasında fark ettiğim şey şu ki evrenin dili herkese farklı tezahür etmektedir ve bunu “aktarım süreci” yalnızca kelimelerle olamaz değil mi? Mozart’ın notalarında, Da Vinci’nin araştırmalarında, İbn-i Sina’da, Zehravi’nin cerrahi aletleri buluşunda, Piri Reisin haritasında, Van Gogh’un çizimlerinde saklı bu aktarımlar..

Tarih boyunca derdini anlatacak yolu bulan büyüklere selam olsun.

Kimisi tek bir dilin anlatımıyla sınırlı kalmamış, dimağına nicelerini yerleştirmiş heybesini doldurup bizlere armağan etmiş 27 dil bilip bu dillerde ki çevirileriyle yaptığı kitapları bizlere bırakan Fuad Sezgin gibi

Kimisi evrenin bilinmeyenlerini bulmak için doğduğu toprakları terk etmiş, hücrelerimizin hasarlı DNA’yı tamir ederek bilgiyi nasıl koruduğunu moleküler düzeyde haritalamış Aziz Sancar gibi..“Memleketin gelişmesi için  bilim lazım demiş.” bizlere seslenmiştir. Çünkü herkesin bunu öğrenmesini ister ama kendisine açılan sırrı başkasına fısıldayamaz.. Yapamaz ki anne karnında 13.haftadan itibaren var olan parmak izimiz, Dnalarımızda kodlanan genlerimiz buna müsaade etmez.. Bu iş vizeyle, finalle, üniversite veya liseye giriş sınavlarında başarılı olmakla sınırlı değildir çünkü.Herkesin kendi inanışında, çabasında ona bahşedilen gözlerin bakma yetisinde gizlidir.. Kişinin bunu ne derecede ne için kullandığına bağlıdır.

Bu öyle bir dil ki aynı dili konuşanlar ve konuşmaya çalışanlar, yani evrenin kendilerine açılan pencerelerinden kendi dillerini keşfetmeye çalışanlar birbirlerinin varlıklarının farkındadır. Ancak insanlık yaşamında bir değişikliğe sebep olurlarsa bu kişiler dünyanın farkına vardıkları olur.

Zaten dünyanın onların var olma süreçlerinin farkında olup olmadıklarını umursamazlar.. Onlar çoktan başka başka Dünyalar içinde çalışmalarını sürdürmektedirler..

Gözlerindeki ışıktan belli olur yetinmezlikleri, öfkeleri, açlıkları..

Bazısı meczup der bazısı bilimadamı bazısı ressam bazısı müzisyen bazısı felsefeci..

Aslında hepsi öğrencidir evrenin öğrencisi, gök kubbenin öğrencisi..

Doğanın çözümleyicisidirler.

Hepsi öğrencidir çünkü asla tek bir alana ait olamazlar tek bir alan diye bir şey yoktur..

Matematik, tıp, astronomi, müzik, resim.. Birbirleri içinde dans eder..

O yüzdendir bizden çok önce yaşayanların belirli bir uzmanlık alanı yoktur.

Cerrahide, nörolojide, anatomide, biyokimyada, resimde hepsinde izleri vardır. Çünkü

bilgi çoğaldıkça bir ağacın dalları gibi tomurcuklanır, alanlara ayrılır. Mühim olan farklı alanlarla özelleştirdiğimiz bilgilerin içinde kaybolmadan geniş bakmak ve geniş düşünmek.. Tıpkı ilmin kapısı Hz.Ali’nin de dediği gibi “İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.” O noktadan uzaklaşmadan o noktayı unutmadan ilerler gök kubbenin öğrencileri..

Uzaklaşamazlar da..

Kendi keşiflerinden, çalışmalarından dışarı çıkıp kendilerine baktıkça o noktayı görürler. Bu sebeple anlayabiliriz ki tevazu sahibi olmaktır yolları. Öğrenme sürecine giren insan bu evrende hem ne kadar muntazam, yüksek fonksiyonlara sahip bir şekilde yaşadığını hem de küçük ama küçücük bir noktadan ibaret olduğunu bilir.

Bilginin gücüne inanan biri olarak kendime de bu yazıyı buraya kadar okuyan saygıdeğer dostuma da önerim şu ki ilmi sınavlarda olası bir şık olmanın ötesinde görmemiz lazım ve onu iki kapak arasında bırakmayıp hayatımız haline getirmeliyiz.. Bu deryada kaybolmamız lazım dostlar.. Belki o zaman gerçekten kendimizi de buluruz. Başka bir dilde ortak bakışlarda buluşmak dileğiyle…

 

YAZAR: DİLARA PEK

Leave a Reply