Genel

Hayatlara Dokunuş

By 2 Eylül 2018 No Comments

Bu yazıyı okuyursanız meraklı, sorgulayan ve bir arayış içinde olan birisiniz diye düşünüyorum. Bu yüzden en içten dileklerimle hoşgeldiniz diyorum.

Nefes aldığımız sürece varız. Her ne kadar basit  gibi gözükse de varlığımız- kendini dünyanın en değersizi gibi gören insan da dâhil- paha biçilemez bir değere sahip. Peki biz neden bunu fark edemiyoruz ve neden bir yerlerde okumadıkça kendimizin farkında değiliz?
Dış kapısı açık yaşanılan evlerden, duvarları kalınlaştırılıp kapılarına kilitler vurulan evlere geçtik. Mahalle anlayışı ile sokaklarda kahkahaların, çocuk seslerinin yükseldiği yerlerden; evdeki sese bile tahammülü olmayan insanların yaşadığı yerlere geldik. Gökyüzünün, denizin, yalın ayak toprakta yürümenin, insanlarla konuşmanın terapi olduğu dönemlerden; ailede kişi başına iki  antidepresan düşen dönemlere uzandık. Bizi buna iten neydi? Bizi mutluluktan, sevgiden, empatiden yoksun kılan neydi? İnsanların kendini soyutlamasının ve ”sosyal” medya aracılığı ile ”sosyal” olamamasının nedeni; iletişimsizlik..
İletişim, bir mesajın kaynaktan alıcıya ulaşmasıdır. Peki dönemimizinde kaynaktan çıkan mesaj alıcıya ulaşırken neden bu kadar çabuk bozuluyor ya da hiç ulaşamıyor? Bana göre yaşadığımız tüm sorunların -en küçüğünden en büyüğüne kadar-, tek sebebi de iletişimsizliktir. Konuşmak, anlaşılmak, kendini anlatabilmek, karşı tarafı anlayabilmek tüm sorunları çözebilecek en temel koşuldur. Bunun için önce kendimiz ile iletişime geçmeliyiz.

Kendimizi tanımalıyız.
Eksiklerimizi, artılarımızı tartmalıyız. Bunları bilerek kendimizi kontrol edebilecek seviyeye gelmeliyiz. Kendimizi motive edebilmeliyiz, başarma ihtiyacına sahip olmalıyız. Empati kurabilmeliyiz, kendimizi onların yerine koyup onları anlayabilmeli, onların kalbini dinleyebilmeliyiz. Bunlar aslında duygusal zekanın başlıca unsurlarından dört tanesidir. Bunları yaptıktan sonra son unsur sosyal beceriler kalıyor. Kendimiz ile alakalı sorunları kavradıktan sonra insanlarla iletişim kurabilmek, sosyalleşebilmek ve sosyal becerileri geliştirmek daha da basit bir hâle geliyor.

Bulunduğumuz dönem, bulunduğumuz toplum, bulunduğumuz aile kendimizin seçemediği pek çok unsur hayatımızda. Dışarıdan sürekli bir şeylerin nasıl olması gerektiğini söyleyen gayri resmi kurallar kulağımızda yankılanıyor. Bunları inkâr edenler kendi iç dünyalarını dışa vurmak için çeşitli yollar deniyor. Bu yollardan artık en yaygın olanı sosyal medya. Sosyal medyanın cafcaflı dünyasına giren insanlar, kendilerini o cafcaflı dünyaya ait hissedebilmek için inkâr ettikleri hayatların merkezine oturuyor. Duvarları kalınlaşan evlerin, ekranları incelen teknolojik aletlerinde kendimize yer aradıkça gerçek hayata olan iletişimimiz zamanla azalıyor. İnsanlar o kadar gömülüyor ki bu hayatlara tepki vermeyi unutuyorlar. Bu mecradaki yazışmalara  o kadar sahte tepkiler veriliyor ki gerçek hayatta gördüğü şeyler onu şaşırtmıyor. Düşen insanı kaldırmadan fotoğrafını yayınlamaya başladık, yemeklerimizi yemeden önce fotoğrafını çekmeye başladık. Başkaları için gezer, başkaları için yaşar olduk.  İletişim adına kurulan tüm ağlar, bizi iletişimsizliğe itti. Kendimizi tanıyamaz, kontrol edemez, motive edemez, empati kuramaz olduk. Duygusal zekamız düştükçe yüzyüze iletişimden uzaklaştık. Köprüden atlayıp ölen insanları varken, canlı yayın açıp ölen insanlar popüler olmaya başladı. Depresyon nedir bilmeyen nesillerden, depresyon ilaçlarına bağımlı nesilllere dönüştük. İlgiyi sosyal medyada ararken; ilgi isteyen ağlayan bir çocuğa nasıl davranılması gerektiğini unuttuk.
Bu günden itibaren çalıştığınız yerdeki, okulunuzdaki, dışarıdaki, evinizdeki insanları gördüğünüzde selam verin. Gülümseyin, günaydın deyin, nasıl olduğunu sorun. Kalplerinizde buzlar oluşmasına izin vermeyin. Bu buzların sizi iletişimsizliğe itmesine neden olmayın. İnsanların mutlu olduğunu gördükçe, birilerinin ”hayatına dokunduğunuzu” gördükçe her şey çok daha güzel olacak emin olun.Duygularınızı ifade eden binlerce emoji de çıksa, kimse bir gülüşteki sıcaklığı bir emojiden alamaz. Bir günaydın mesajı sizi ne kadar mutlu ederse etsin, sabah karşılaştığınız herhangi bir insanın içtenlikle dediği günaydın kadar mutlu edemez. Hayat sizin hayatınız, kimse için bir şeyler feda etmek zorunda değilsiniz. Kimsenin uydurduğu kalıplara sığmak, o kalıplarda yaşamak zorunda değilsiniz. Gezin, sorgulayın, farkındalık kazanın, gülün, sevin, ağlayın ama hepsini kendiniz için yapın. Kendi kalıbınızı yapın, gerektiğinde kalıpları yıkıp tekrar yapın. Çökmek üzere olan bir evi tamir edip çöküşü ertelemek yerine yıkıp yeniden yapın. Yeniden bir işe girişmekten korkmayın. Bugün bulunduğunuz yaş kaç olursa olsun hiçbir şey için geç değil ve siz hiçbir zaman değersiz biri olmadınız.
”Konuşmak gerekmeseydi ve sevmek bir ömür sürmeseydi
Gönül çabuk vazgeçseydi veyahut sevda nedir bilmeseydi
Anlaşılmak ve anlaşmak adına yazılmasaydı şarkılar
Şiirler tiyatrolar filmler
Ne kalırdı yaşamak ve sorgulamak adına
İnsandan insana…”
Esen kalın.

Betül Çoşkun

Leave a Reply