Blog

Faust: Homofaber Yorumu

By 2 Nisan 2018 No Comments

Faust; Goethe’nin idealizmini yansıttığı, din ve bilim ilişkisine bu yönden bakan bir eser. Genel olarak, doğanın insan aklı tarafından düşünülüp anlaşılma çabası, dinle bütünleşmiş bir şekilde anlatılıyor. Dolayısıyla hem din hem bilim için ulaşılması gereken bir hakikat vardır ve insan bu hakikate düşünerek ve akıl yürüterek ulaşmaya çalışır. Taassup ya da doğrudan imana dayalı bir din anlayışı izi görmek mümkün değil Faust’ta. Faust karakterinin de imanlı olduğunu söylemek pek mümkün değil tabi. Faust’un Tanrı tarafından sevilmesinin en önemli sebebi ise, Faust’un hakikate ulaşmak için girdiği çaba. Bu bir yönden de Platon’un idealarını andırıyor. Faust, görünen(zahirî) şeylerin hakikatini bulmak ve anlamak için bir arayış içinde fakat bu arayış ne bilimsel bir arayış ne metafizik bir arayış ne de tamamen akıl dışı bir arayış. Faust, bunların hepsini deneyen bir karakter olarak betimleniyor.

En başta şunu da söylemek uygun olacaktır; günümüz bilim anlayışında bir hakikat varlığı ya da bir hakikat arayışı söz konusu değildir. Günümüz bilim anlayışında Aristoteles’in başını çektiği deneyimci bir yaklaşım vardır. Yani en basitinden eldeki birikimi kullanarak daha ileri seviyeye ulaşma düşüncesi vardır, dolayısıyla bir hakikatin varlığı ya da bunun aranması gibi bir şey düşünülmez. Faust’taki din ve bilime yaklaşım da bunu düşünerek yapılmalıdır. İdealist bir potada din ve bilim birbiri içine geçirilip tek bir yol gibi düşünülmüştür burada. Günümüzde ise bu idealist düşünce ya da hakikati arama düşüncesi dinde ve felsefede mevcutken, bilimde yoktur. Bu da günümüzün laik “din ve bilim” ayrımını meydana getirmiştir. Özetle, dinde hakikat denen bir şey vardır ve bu aranmalı ya da uygulanmalıdır, buna ideal de denebilir; fakat bilim için tek gerçek, var olduğunu bildiğimiz şeylerdir ve bunları kullanarak ilerleyebilir yeni bilgiler elde edebiliriz, bir ideal ya da hakikat olmak zorunda değildir bilim için. Nihayetinde Goethe, dine bilimsel olarak değil, bilime dini olarak yaklaşmıştır denebilir.

Bunların haricinde Faust’taki bir diğer önemli mevzu, şeytanın akıldışı bir yolu temsil etmesidir. Anlık çıkar ve anlık zevklerden oluşan kısa vadede kişisel (ortak değil) bir mutluluk getiren aklı kullanmayı tavsiye etmeyen bir yol şeytanın yolu olarak gösterilmiştir. Bu yönden baktığımızda din ve bilimin ortak düşmanı olarak akılsızlığı ya da akıldışılığı görebiliriz. Faust’un hakikati bulmak için akıldışı bir yolu denemesinin bile Tanrı tarafından hoş görülmesi, hem Tanrı’nın o kadar merhametli olduğunu hem de hakikati aramanın o kadar önemli bir uğraş olduğunu göstermiş.

Sonuç olarak genel bir “din ve bilim” ilişkisi değerlendirmesi yapmaya çalışırsak bu eser için, şunu söyleyebiliriz: Akıl hem din hem bilim için ortak bir araçtır. Ama dinde genel olarak akıl önemli bir yere sahipken; bilim aklın kullanımını duyularla sınırlar. Hakikatin var olup olmadığını duyularımızla bilemeyiz ancak akıl yürüterek inanabiliriz. (Ya da hiç akıl yürütmeden dogmatik olarak da inanılabilir, fakat bu kitapla bir ilgisi yok.) Bu inanç ve hakikati arama çabası, tamamen din ya da bir tür felsefe içinde büyük ve değerli bir çaba olarak görülmüştür. Ancak bilim açısından bakarsak bir hakikatin var olduğunu bilemeyeceğimiz ve bunu tanımlayamayacağımız için bu çabanın bilimsel bir anlamı olmayacaktır. Faust’ta özellikle üstünde durulan “eylem” ve “çaba” temalarını bilim için düşünecek olursak bu, deney ve gözlemlerle yeni ve daha doğru bilgiler elde etme çabası olabilir. Nihayetinde hangisinin doğru olduğu ya da olmadığı değil, ikisinin de uzun vadede insanlığın ortak mutluluğuna katkıları incelenmelidir.

Enes Özcan

24.3.2018

Leave a Reply