Genel

Mülteciler Ve Türk Toplumu

By 3 Haziran 2019 No Comments

İnsanlık tarihiyle beraber toplumlar kimi zaman savaş, kimi zaman sürgün, kimi zaman doğal afetler vb. durumlar yüzünden  “zorunlu”  olarak, kimi zamanda, daha iyi  yaşam koşulları elde etmek umuduyla “gönüllü” olarak göç etmişlerdir. Bu göçler sırasında kültürün maddi ve manevi öğeleri de taşınmış ve farklı kültürlerden insanlar karşılıklı olarak birbirlerinin hayatlarını etkilemişlerdir. Göç son yarım yüzyılda , dünyada ve özellikle Türkiye’de en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Yer değiştirme hareketi ve ayrıca sosyal değişim süreci olarak da ifade edilen göç gerçeği sosyolojik, psikolojik, siyasal ve iktisadi disiplinler tarafından şekillenmektedir. Bu nedenledir ki ülkemiz için uyum sürecinin sosyal bütünleşme ve sosyal yapıya etkisi bölgesel göç hareketi kadar önemlidir. Göçün, nedenleri zorunlu ve gönüllü göç, amaçları çalışma ve sığınma, hedefe varmakta kullanılan yöntemleri ise yasal ve yasa dışı gibi farklı kriterlere uygun olarak tanımlamaktadır.

Zorunlu göçler kapsamında değerlendirilen göçlerin en trajik olanı sığınmacı/ mülteci göçleridir. Zira bu göçler kendi içinde oldukça farklı dinamikleri olan, ekonomik ve sosyokültürel sonuçları bakımından çok yönlü ve sancılı bir görünüm arz etmektedir. İnsanlar siyasi ve/ veya ekonomik nedenlerle yaşadıkları ülkeleri terk etmekte veya ettirilmektedir; bu durum ise hem kendileri hem de yerleştikleri ülke insanları açısından pek çok sorunu gündeme getirmektedir.

Dünyada 65 milyondan fazla insan, çatışma, şiddet ya da insan hakları ihlali sebebiyle yerlerinden edilmiş durumdadır. Türkiye ise 3. 9 milyon mülteciye ev sahipliği yaparak dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke konumundadır. Kendi içinde de bazı düzensizlik ve çatışmaların yaşandığı Türkiye’ de milyonlarca mülteci sınırları içine alındıktan sonra  toplumsal yapısında bir takım değişiklikler meydana gelmiştir.

Göç eden kişiler, göç etikleri yere kendi kültürlerini entegre etmeye çalıştığında içinde yaşadıkları toplum ile bir uyumsuzluk söz konusu olmaktadır. Bu da kültürler arasında iletişim kopukluklarına ve çatışmalara sebep olmaktadır.

Devletler, egemen otorite olarak göç politikalarına yönelik hukuki düzenlemelerini önceden oluştursa da göç hareketliliğinin yoğunluğu öngörülemeyen gelişmeler karşısında ortaya çıkan sorunları çözümlemeye yönelik anlık tedbirleri de gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda yerel halkla mülteciler arasında kapsamlı bir uyumun sağlanabilmesi için her iki halkın değerler sistemini de göz önüne alarak, koordineli çözümler üretmek gerekmektedir.

İdeolojik yaklaşımlar, kültürel davranışlar, ekonomik beklentiler veya çıkarlar, kişisel deneyimler ve daha çok medyadaki yansımalar bir ülkede halkın göçmenlere yönelik düşüncelerini, inanışlarını ve tutumlarını etkilemektedir. Halkın mültecilerle ilgili politikalara yaklaşımında odak noktası kendileri ile doğrudan ilişkili olan konulardır.

Türkiye’ de de bu konuda her ne kadar kültürel bir uyuşmazlık olsa da , baktığımızda Türk halkı gelenekleri, örf ve adetleri gereği yardımsever bir toplumdur. Bu bağlamda baktığımızda gelen mültecilere de gereken misafirperverliklerini esirgemeyerek özellikle de zorunlu göç etmiş olan mültecilere karşı gerek maddi yardım gerek psiko-sosyal uyum için destek gösterdiklerini görebilmekteyiz.

Uyumsuzluklar, her iki tarafın da yararına olacak şekilde dönüştüğünde toplumsal bir uyum gerçekleşecektir. Zorlu bir süreç olarak görülen bu durum sistematik çözüm yollarıyla fayda sağlanan toplumsal bir zenginliğe dönüşebilir.

 

YAZAR: Şule Doyaroğlu

Leave a Reply