BlogSerbest

Ne Oldu Bize?

By 13 Nisan 2018 No Comments

Bir şeyler oldu bize… Dönüşmek, değişmek, küreselleşmek kavramları konuldu hayatımızın orta yerine ve sürekli bulunduğumuz yeri terk edip daha fazlasını yapmaya zorlandık, elimizdekilerin bize yetmeyeceği aşılandı zihinlerimize, nankörlük izleri taşıyan insanoğlu zaaflarıyla baş başa bırakılmaya daha fazla zorlandı.

Ne zaman başladık dönüşmeye? Küreselleşme kavramını masumiyet karinemize işleyen dönüşüm severler, önce evlerimize sonra çok bilmiş cihazlar yerleştirdi. Önce evlerimizden başladı bu dönüşüm tek avlusu bulunan evlerimizin yer sofrasında, birbirinin gözlerinin içine bakan aile fertlerini hatırlayın, günlük yevmiyesi ile eve 3 5 somun ekmek getiren babanın gururunu, evlatlarının önüne birer tas tarhana çorbası koyan annenin mutluluğunu, öğretmenin renkli kalemlerinden yıldız alan çocuğun heyecanını hatırlayın. Bismillah ile başlardık tarhanayı midemize indirmeye elhamdülillah der başlardık annemize yardım etmeye. Yavaş yavaş ayırdılar bizi kutu kutu ekranlar girmeye başladı evimize, merak ettik ve seyre başladık olacaklardan habersiz. Ekranlara yerleştirilen hayatlarda ne yer sofrası vardı ne bir tas çorbanın lezzeti… O ekranlarda birbirine ihanet eden dostlar, para denen kâğıt parçasının etrafında meftun olmuş ve öz değerlerini hiçe saymaya başlayan, aldatan, isyan eden kötü kötü insancıklarla tanıştık. Gözleri kamaştıran köşkler, son model ihtişamlı arabalar hayallerimizi süslemeye başladı. Yer sofrasından masalara geçmeye başlarken bir devri kapatıyorduk.

Artık yüksek yüksek masalarla beraber yüksek yüksek mevkilere, ceplere sığmayan paralara erişecek ve daha mutlu olacağız hayalleriyle iki cihan saadetinin temelini oluşturan ailemizi görmez olduk. Onları terk etmediğimizi iddia ediyor, zihnimize ve gözümüzün önüne düşen hayalleri yaşayınca onları daha mutlu edeceğimizi zannediyorduk.

Peki ya sokaklar, sokaklarımız? Ufak kaldırım taşından yapılan kaleler, yuvarlak tane tane misketler, en özel yerleri bilenlerin ustalaştığı saklambaçlar, koşarken düşüp dizimizi kanattığımız ve en yakın dostumuz üflemesiyle kapanan yaraları tecrübe ettiren yakalamaçlar… Düğün yeriydi sokaklarımız mektepten gelinir, sokağa çıkılır akşam ezanına kadar bütün hünerler sergilenirdi o sokaklarda… En önemlisi o sokaklarda ‘’kardeşlik’’ eğitimi alınırdı. Hiçbir eğitim müessesi, hiçbir ders müfredatının veremeyeceği sıkı bir bilinç elde edilirdi o sokakta. Oysa şimdilerde 4-5 haneli test şıklarının arasından birkaç tanesini eleyerek sonuca gitmeye çalışan, olayın mahiyetini kenara bırakıp sonuca odaklanan hileli zihinlerle tanıştırıldık. Birbirini kollamayı, ekip olmayı, paylaşmayı öğrenirdik. Komşumuz Mehmet Amcanın ağacından erik almak için haylazlık yapardık ama Mehmet Amcaya saygıda hiç kusur etmezdik o da bize kızardı ama bizi çok severdi. Şimdilerde sokaklar boş bomboş, ufacık çocuklara, dikilen yüksek binaların maliyeti anlatılıyor artık, kan kardeşi yok artık sokaktaki cengaverlerin, misketler, saklambaçlar bir tarih müzesinin raflarıyla buluşmuşçasına uzaklaştı hayatımızdan…

Artık ceplerinde ufak ekranları var çocukların, çocuklar artık birbirine kalkan olmaya uğraşmıyor.  Çocukların ekranları o ekranları koruyan kılıfları var artık, omuzuna kolunu atıp tozlanmış kıyafetleriyle babasından önce eve girmeyi, akşam ezanından sonra hanesiyle bulunmayı şiar edinmiş çocuğun artık tek derdi, kâğıt parçası parayı daha fazla elde ederek üst model dostlar(!) satın almak… Velhasıl kelam evlerimiz büyüdü odalarımız azaldı, binalarımız yükseldi sokaklarımız kayboldu. Neden diye sormaya fırsatımız olmadı, baba daha ihtişamlı araçlara, çocuklar daha gelişmiş telefonlara sahip olmak için hırs taşımaya başlarken… Bir mahalle bir aileyken 1 apartman geniş yabancılar topluluğu oluverdik…

Dönüşüyorduk, küresel olmaya çalışıyorduk, artık ocakta tarhana çorbası, yer sofrasında aile buluşması yoktu çünkü herkesin çok işi vardı. Sahi ne oldu bize?

Yunus Berkay Doğan

Leave a Reply