Blog

Türküye Bin Selam

By 27 Temmuz 2018 No Comments

Türküler; evet evet.. tam da o aklınıza gelen Türkülerden bahsetmek
istiyorum. Belki biraz fazla dramatik unsurlar ve fazla betimlemelere yol açabilen
edaya sahip bir konudur, orasını bilemem; fakat bu yazıda esasen Türkülerin
tarihçesinden yahut müzikoloji ile alakasından ziyade onun bazı gözden kaçan
özelliklerine vurgu yapmayı tercih ettim.

Şayet, Türkü’leri Halk Edebiyatındaki işlendiği üzere 7’li 8’li 11’li veya ezgisine göre
Kırık Hava ve Uzun Hava diye ayırmayı hiç düşünmüyorum ki güzelim
cancağızım Türküler ayrılamazlar da.. onlar bütün yahu bütün neyse o kısma
ileride değineceğim. Diyorumki ben: (giriş kısmını da yaptığımıza
göre…).Türküler her şeyden evvel bir formdur. Onun iskeletini de Tabiat
oluşturur. Biz ancak ve ancak sonucu, yani oluşum sonrasını görebiliriz, öncesi
ise gizemli bir sandukadır. Onlar yek halde ekosistemdir, Muhakkak içi Tabiat
dışı İnsan’dır Yani ve yani mistiktir de..

Hatta onlardan bahsedince aklıma her defasında ‘’Yüce Dağdan’’ akan bir akarsu, hani zirveden yayılmış zeminde kuru çıplak toprağı besleyen ve dahası taze yeşillerin arasından süzülüp gelen bir su gelir. Hemi de güldür güldür gelir. (-tasvire devam)

En yukarıda, ta içeriden her noktaya duyguya sürterek gelen tabii homojen bir
alaşım gibi. Türküler dokunurlar tam bu yüzden bize. İşte tam da bu yüzden her
şekilde kabulümüzdür.

Söz gelimi; bundan ötürü evrilmez mi başka bir yapıya?

Bu yüzden Pop, Rock, Klasik Müzik-Senfoniler ile birlikte keyifle dinlenilip, dinlenirken de düşündürmez mi ? düşletmez mi ? Binaenaleyh, Anadolu folk
çıkabilmiştir de diyebilir miyiz? Yani diyorumki ; Türküler canlıdır kardaşım canlı.
Onu yaşatan da doğadır, ha şöyle anlaşıverelim senin ilen.
Yorumu size bırakıyorum amma ser verip sır vermiyorum yoksa o büyü bozulur
maazallah.

Türkülere selam.. Sahi Nar gibidir türküler. Bir alırsınız bin çıkar. Bin alırsınız öyle devam eder gider. Muharrem Ertaş’a selam verince Aşık Veysel Şatıroğlu tebessüm eder size, Aşık Dertli size yol gösterir, Dadaloğlu’nu Karacaoğlan’ı Köroğlu diyarına kadar götürür. Zaman mekan tanımazsınız, Pir Sultan Abdal ile karşılaşıverirsiniz birden, arkalardan bir de bakmışsınız Muhtar Cem Karaca ile Barış Manço koşa koşa geliyorlar size yetişmek için, o da ne… birisi daha var orada.. o sanırım Fikret Kızılok idi, En önde giden ise memlekettir, kimden damladığı bilinmez türküler; onlar en ilginç sandukadır işte..
Ve ulaşılır nihayet Yunus Emre’nin dergahına…
Kazak Abdal buyur eder, kahveler söylenir. Çıkarıverir bağlamasını Erzurumlu
Emrah ile Seyrani.. Ercişli Emrah da aralarında katılıverir, muhabbete doyum
olmaz yani..

Bir selam verirsiniz o alemde, Bin geri alırsınız. Toprağın neresini sıksanız yine
Türkü çıkar. Böylesi yoğundur işte, çok şey söylenir fakat mürekkebim bitiyor.
Evet belki hissettiklerimi, zihnin keşmekeş hali vesilesiyle ortaya
dökememişimdir ancak hemhalin bir olduğu herkesin ve her kesimin yüreği ve
yöresi olan yeganem canım Türkülerimizi bir de şöyle anlatmayı deneyelim.
Sizleri usta şairin kalemiyle başbaşa bırakıyorum. Siz siz olun bu büyüyü aman
bozayım demeyin. Ser verip siz de sır vermeyin.
Vesselam…

Fatih Güngördü

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak .
Ah bu türküler köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömrunde bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen…

Leave a Reply