Genel

Uzay Mimarisi

By 7 Kasım 2018 No Comments

Bugün bu yazımda uzay ve mimariyi birleştireceğim. Açıkçası çok güzel bir sentez olacağını düşünüyorum çünkü hem uzay hem de mimari insanlığın ilk zamanlarından beri dikkatini çeken, araştırmaya yönelim gösterdiği alanlardır. İnsan yaşam için ikisine de ihtiyaç duyar. Mimari sadece süslü, şaşaalı yapılar demek değildir. Barınma ihtiyacını gerçekleştirdiğimiz her kapalı – yarı kapalı geometrik şekil mimarinin bir eseridir. Uzay da bütün bu yapıları inşa ettiğimiz boşluk içindeki doluluktur. Fakat bizim bu yazıda bahsedeceğimiz uzay ‘’Dış Uzay’’ olarak adlandırdığımız, Dünya’nın dışındaki evrendir. Peki neden ayrı bir dal olarak inceleriz? Neden normal mimariye katamayız? Gelin beraber biraz kafa yoralım.

Dış Uzay’da koşullar Dünya’ya göre çok daha farklıdır. Dünya üzerindeki hiçbir termodinamik yasa ya da fizik kuralı geçerli değildir burada. Ona göre önlemler almalı, o koşullara uyum sağlayabilecek yapılar düşünmeliyiz. Mimarlıkta büyük işler başarmış Mies Van Der Rohe’ye ait bir ilke vardır. ‘’Biçim işlevi izler.’’ Bu ilke aslında bizim bu konuda benimsememiz gereken bir düşünce sistemidir. İlkeyi biraz irdeleyecek olursak dış görünüşün önemsiz olduğunu, yapıdaki önemli kısmın işlev olduğunu söylemeye çalıştığını anlamamız uzun sürmez. Bu görüş bütün mimari yapılarda elbette geçerli değildir. Sonuçta mimari her dönemde güç gösterisi olarak da kullanılmıştır. Örnek olarak Çar I. Petro’nun yaptırdığı Rusya’daki Peterov Sarayı’na bakabiliriz. Ya da çok uzağa gitmeden Topkapı Sarayı’na da bakabiliriz. Bu yapılar işlevsiz diyemeyiz, ama pek tabii olarak burada form işlevin önüne geçmiştir. Bizim Rohe’nin peşinden gitmemizin sebebi, bu görüşün tasarımcının dikkatini yapının amacına ya da proje tanımına odaklamakta çok yardımcı olduğu içindir.

Dış Uzay’da kuvvet, fayda ya da güzelliğin peşinden gitmek yersizdir. Süslemenin az fonksiyonun çok olduğu yapılar işimizi görecektir. Walter Gropius bu konuda güzel bir yorum yapmıştır: ‘Güzellik tüm görevin bilimsel, teknolojik ve resmi önkoşullarının idaresine bağlıdır. Fonksiyonelizm yaklaşımı objeleri çağdaş esaslarının temelleri üzerine organik olarak herhangi bir romantik veya gülünç süsleme olmadan dizayn etmek anlamına gelir.’Bu yorum şüphesiz olayı özetler. Mimari sadece yapısal tasarımlardan ibaret değildir. Bizler yaşadığımız ortamlarda çokça vakit geçiririz. Nasıl ki basık bir ortamda durmak istemediğimiz gibi; ferah, rahat ortamlarda vakit geçirme isteğimiz de artmaktadır. Yeryüzünde bile psikolojik etmenler işin içindeyken, uzayda, evimizden çok uzakta bir metal yığınının içinde de psikolojik etmenler işin çokça içindedir. Sorunun temel kaynağı fırlatma aşamasında ağırlık konusuna çok hassas bir yaklaşım sergilememiz gerektiğidir. Her şey kısıtlıdır. Yer, ağırlık, işlev…

Sonuçta ne kadar hafifletsek de mekiğin kendisi hayli ağırdır. Dış Uzay’da başımıza gelebilecek pek çok felaket vardır. En basitinden Güneş Fırtınası olarak adlandırdığımız olay, yüksek dozda radyasyonun bir anda dağılmasıdır. Güneş merkezinde nükleer yanma yapar ve her an bir hidrojen bombası patlar. Bazı öngöremediğimiz birikimler bu olaya yol açar. Bundan korunmanın en yaygın yolu kalkan kullanmaktır. Ve bahsettiğimiz kalkanlar su kalkanlarıdır. Dünya şartlarında suyun metreküpte bir ton geldiğini var sayarsak, böylesine büyük bir cismi hızlı bir şekilde, yerçekiminin tam tersi yönde momentum almaya zorlamak bazen istemediğimiz sonuçlar doğurabilir. Bunun önüne geçmek için pek çok inovatif önlem gelişmiştir. Mesela yerden tasarruf için katlanır masalar, raylı perdeler, kaldırılabilir yataklar örnek verilebilir.

Aynı şekilde ağırlıktan kaçışımız da gereksiz olan bütün cisimleri modülden atmaktan geçer. İnsanların uzayda belirli vakit geçireceğini göz önünde bulundurursak izolasyondan gelen stresin, her şeyin sınırlı, belirsiz ve değişmez olmasıyla birleşiminde psikolojik sorunların kaçınılmaz olduğunu da söyleyebiliriz. Bu sorunlar insanların birbirine sert tavırlar sergilemesine ve diğer negatif psikolojik etkilere yol açar. Bütün bunların önüne geçmek için birden çok modülün ayrı ayrı fırlatılarak uzayda birleştirilmesi yöntemi izlenir. Uzay istasyonlarını buna örnek olarak gösterebiliriz. Sonuçta uzayda ağırlığın hiçbir önemi kalmaz.

Uzay mimarisi ile Yeryüzü mimarisi arasında yörünge bağlamında dikkate değer bir fark yörüngedeki yapıların kendi ağırlıklarını desteklemek zorunda olmadıklarıdır. Bu durum serbest düşmedeki objelerin mikro yerçekimi şartlarıyla mümkündür. Uzay mekiklerinde kullanılan robotik kollar ve birçok obje Dünya üzerinde kendi ağırlıklarını kaldıramazlar. Mikro yerçekimine göre tasarlanırlar ve sadece yörüngede çalışırlar. İnsanlar da ağırlıksız cisimler gibi hareket edebilirler. Bu düşündüğümüze çok eğlenceli bir olay gibi gelse de uzun vadede olumsuz sonuçlara yol açar. Kas zayıflamasının önüne geçmek için astronotlara sportif etkinlikler yaptırılmalıdır.

İşte bu bahsettiğimiz tüm olaylar da tasarlanmış mimari yapıların içinde gerçekleşir. Yazının başında bahsettiğim gibi mimari, uzayda çok büyük bir önem arz etmektedir. Dış Uzay’da uzun süreli gelecekte ne olacağını kimse bilmiyor. Bu konuda pek çok araştırma ve çalışma vardır. ‘Terraformation’ dediğimiz dünyalaştırma kavramı 21. Yüzyıl’da tüm hızıyla ilerliyor. Belki ileride edinilen tecrübeler Dış Uzay keşiflerini rutinleştirecek ve sadece elektrik kullanarak dönen uzay kolonileri ve dış ekosistemler yapılacaktır. Şüphesiz hepsi emek, çaba ve çokça zaman gerektiren şeyler. Bütün Evren ‘Keşfet beni!’ diye bağıran sonsuz bir deryadır. Hepsinin olması temennilerimle yazımı noktalıyorum, elimden geldiğince bahsetmeye çalıştım umarım aklınızda bir ampul yakabilmişimdir. Sağlıcakla!

Murat Tamer Erdal

Leave a Reply