FikirKültürToplum

Baca Temizleyicileri

By 13 Şubat 2020 No Comments

Şüphesiz yangınlar, depremler, savaşlar, salgın hastalıklar toplumlar üzerinde büyük etki yaratan  olaylardandır. Ben bugün sizlere küçük insanlar üzerinde büyük etkiler doğuran bir olaydan bahsedeceğim : 2 Eylül 1666’da gerçekleşen ve 4 gün süren Londra yangınından. Ekmek ustası Thomas Farriner’in Ünlü Pudding Sokağı’nda bulunan ekmek fırınından başlayan bu yangın, kısa sürede ahşap evlerle süslenen sokağı sararak büyümüştü. 4 gün içinde ise 13.200 ev, 87 mahalle kilisesi ve St. Paul Katedrali kül olmuştu. Yaklaşık 80 bin nüfusu olan kentte 70 bin civarında kişi evini kaybetmişti. Dönem kralı II. Charles’ın yaşadığı Whitehall Sarayı bile yangından etkilenmişti.  Yangında ölenlerin sayısı ise insanların birçoğunun yanarak kül olması ve ölüm tutanağı tutmanın uzun ve masraflı bir iş olması sebebiyle belirlenememişti. Bu korkunç yangının tekrarının yaşanmaması için yangın sonrasında şehirde birçok yasal düzenleme yapılıp yangın ve bina güvenliği konusunda birçok önlem alınmıştı; bunlardan bazıları ahşap bina yapmanın yasaklanması,  inşaat yönetmeliklerinin tekrar düzenlenmesi olmuştu. Hatta ilk yangın sigortası kurumunun kurulması dahi bu olaydan sonra gerçekleşmişti.

İnşaat yönetmeliklerinin tekrar düzenlenmesi sonucu yapılan düzenlemelerden birisi de evlerin bacaları ile ilgili gerçekleşmişti. Bacalar artık eskisine oranla daha dar (ortalama 45cm) olarak inşa edilecekti. Bununla birlikte bu bacaların tıkalı olmadığından emin olmak için düzenli baca temizliği yapılması da zorunlu hale gelmişti. Yani eskiden bir yetişkinin kolaylıkla girerek temizleyebildiği bu bacalar için teknolojinin ve imkanların elverdiği ölçüde yeni bir temizleme metodu geliştirilmesi zorunlu hale gelmişti. Bu baca temizleme işinin yeni bir sektöre alan yaratacağı ise aşikardı. Kısa sürede birçok baca temizleme ustası meydana çıkmıştı.

Baca temizleme konusunda bulunan farklı metotlar arasında en çok uygulananı ise baca temizliğinin çoğu zaman 6 yaşına varmayan çocuklar tarafından yapılması idi çünkü daha büyük yaşta çocukların bu dar bacaları sığması  çok zordu. Zaman zaman 4 yaşın altına inebilen bu çocuklar  dirsek, bacak ve sırtlarını kullanarak bu bacaların içerisinde ilerliyor ve ellerindeki fırçalarla temizleme işlemini gerçekleştiriyordu. Bu temizleme işlemi sırasında çocukların gözlerine ve minik ciğerlerine kurum doluyordu. Çoğu zamansa daha ergenlik yaşına erişemeden henüz siyah ve renksiz bacalardan başka bir şey görememiş gözleri iltihaplanıyor, görme yetisini kaybediyordu. Bir diğer ihtimalde ise görme yetisini kaybettikleri için soğuk bir kış günü sokak ortasına ölüme terkedilmemişlerse ya da kirli bir bacada sıkışarak ölmemişlerse ergin bir birey olamadan kansere yakalanarak hayatlarını kaybediyorlardı. Erkek çocuklarında yetişkinliğe ulaştıklarında testis kanseri vakaları görülürdü ki bu, bu dönem için hem çok acı veren hem de ölümcül bir kanser türüydü, bu türe ise  Skotrum kanseri ismi veriliyordu. Tabii bu minik işçilerin ölmelerinin tek sebebi bunlar da değildi bazense zalim patronlarının işin hızlı tamamlanması için alttan ateş yakmalarıyla bu ateşe düşmeleri sonucu ağır yaralanıyorlar veya ölüyorlardı.  Gelişim bozuklukları ve gözle görülür fiziksel kusurlar meydana getiren bu zorlu çalışma şartlarında  (ki çalışma şartları yerine emek sömürüsü demek daha doğru olacaktır) insanların çocuklarını çalıştırmalarının gönüllü bir iş olmayacağını söylemeye gerek yok sanıyorum bununla birlikte fakir ailelerin çocuklarını acımasız baca temizleten iş verenlere satmaları  ya da karın tokluğuna çalıştırmak için göndermeleri şaşırılan bir hal de değildi. Bunun dışında yedi yaşına kadar sömürülüp sonra bacaların içerisine sığmadığı için yorgun bedenleri bir kenara atılan bu minik işçilerin temini annesi babası ölmüş veya bilinmeyen kimsesiz çocukların toplanması yoluyla da sağlanıyordu.

Oyunlar oynaması gereken yaşlarda zorlu koşullarda çalıştırılan bu çocuklar uzun saatler ve maaş almadan çalışıyor annelerinin yanında uyumaları gerekirken çoğu zaman depolarda, usta temizlikçilerin bodrum katlarında, baca temizliği malzemelerinin dibinde yarı çıplak uyuyordu.  Ne kadar karın tokluğuna çalıştıklarını söylesek de işin devamlılığını sağlamak adına işverenleri çocukları gereğinden az besleyip küçük ve çelimsiz kalmalarını sağlıyordu. Yaygın bir söyleme göre ise bu çocukların yalnızca yılda 3 kez banyo yapmasına ve gece gündüz çalışmalarına rağmen yalnızca yılda bir gün tatil yapmasına izin veriliyordu.

Bir yangın sonrası meydana gelen bu durum 200 yıl boyunca devam etmişti ve sonlanması da başlaması kadar acılı bir süreç olmuştu. İlk meslek ilintili kanser vakaları da bu dönemde kayıtlara geçmişti. İngiliz hekim Percival Pott  1775 yılında, baca temizleyicilerinin “is” nedeniyle skrotum kanserine yakalalandıklarını saptayan bir çalışma yapmıştı. Pott’un bu çalışması sonucu alınan önlemse çocuklara el ve ayak bileklerinden bağlanan giysiler giydirmek ve her akşam yıkanma zorunluluğu getirmekten ileri gidememişti. 1802 yılında ise çocukların çalışma saatleri 12 saat ile sınırlandırılmıştı. Dönem şartları değerlendirildiğinde her ne kadar bir gelişme olduğu söylense de 12 saatlik çalışmanın insancıl bulunması mümkün değildi. Zaten uygun denetim mekanizması bulunmaması sebebiyle çocuklar 12 saatin üzerinde çalıştırılmaya da devam edilmişti. 1833 yılında ise 10 yaşından küçük çocukların çalışması yasaklanmıştı.  Nihayet 1864’te düzenlenen yönetmelik sonucunda artık bu iş için çocuklar  değil yeni geliştirilen malzemeler kullanılmaya başlandı. Ancak bu da yeterli olmamıştı. Ardından 1875 yılında, 12 yaşındaki George Brewster temizlemek için girdiği bir hastane bacasında sıkışıp kalmıştı. Onunla birlikte hayalleri, umutları da bu dar ve kirli baca içerisinde sıkışmaktan öte gidememişti… Ama George kuruma kaplanmış siyah bedeniyle diğerleri için bir umut olacaktı, diğer küçük baca temizleyicileri için… Onu kurtarmak için tüm hastane duvarı yıkılmış olmasına rağmen yorgun bedeni yine de aldığı yaralar sonucu daha fazla dayanamamıştı. Bir müddet gündemde kalan bu olay bir düzenlemenin gerekliliğini gözler önüne sermiş ve George adındaki çocuğun ustası William Wyer kasten öldürmekten dolayı suçlu bulunmuştu. Bu büyük bir gelişmeydi. Bunun üzerine çocukların baca temizliğinde kullanılması İngiliz parlamentosu tarafından tamamen yasaklanmıştı. 12 yaşındaki George, İngiltere’de baca temizliği yaparken ölen son çocuk olmuştu.

Dönem şairlerinden bu duruma kayıtsız kalamayan William Blake ise Londra’da sanayileşmenin kurbanı olan çocukları “Baca Temizleyicisi (The Chimney Sweeper)”  şiirinde ele almıştı. Blake’e göre insan doğadan uzaklaştıkça masumiyetini yitirerek tecrübe kazanırdı ve baca temizleyicisi de bunun bir örneğiydi. Şiir, annesi öldükten sonra çalışması için babası tarafından baca temizleyicisi olarak satılan bir çocuğun dilinden yazılmıştı. Her ne kadar William Blake çocukların baca temizlemediği günleri göremese de şiiriyle konuya dikkat çekmeyi başarabilmişti. Ve kısacık hayatları boyunca gökyüzünü, bulutları, yıldızları merak edebilecek kadar görememiş olan bu küçük meleklerden bizlere kalan İş sağlığı ve Güvenliği konusundaki gelişmelerle birlikte bu güzel dizeler olmuştu:

Annem öldüğü zaman çok küçüktüm,

Ve babam sattı beni daha dilim dönmezken bile

Bağırarak “temizle! temizle! temizle!’’ demeye

Şimdiyse temizliyorum bacalarınızı uyuyorum is içinde

 

Küçük Tom Dacre var ya, kuzu sırtı gibi saçları kesilirken

Ağlamıştı hani; ben de ona dedim ki:

“Boşver Tom! üzme içini,

Olmayan saçlarını artık is kirletemez ki.”

 

Sakinleşiverdi böylelikle ve tam da o gecede,

Uyurken Tom neler neler görmüş düşünde,

Dick, Joe, Ned ve Jack gibi baca temizleyicileri binlerce,

Kilitlenmiş kapkara tabutlar içerisine.

 

Bir melek gelmiş parlak bir anahtarla elinde,

Ve açmış tabutları bırakmış çocukları serbestçe,

Sonra güle oynaya komşular yeşil bir düzlükte,

Ve bir ırmakta yıkanıp parlamışlar güneşte.

 

Sonrasında çıplak ve tertemiz, bütün çantaları arkada bırakarak,

Bulutlara yükselmişler rüzgarda eğlenerek,

Birden melek demiş ki: Eğer iyi bir çocuk olursa,

Tanrı ona babalık eder  onca eğlenceyi istemeyerek.

 

Ve uyanmış Tom, sonra yükseldik karanlıkta,

Ve çantalarımızı alıp koyulduk yeniden çalışmaya,

Tom mutlu ve sımsıcaktı, o sabah buz gibi soğuk olsa da,

Anlamıştı herkes işini yaparsa, hiç gerek kalmaz fenalıkta korkuya.

Hümeyra Anbar

Leave a Reply