EğitimKültür

Geçmişin İzlerinden Geleceğe: Eğitim

By 17 Eylül 2020 No Comments

Bugüne kadar birçok tarihi şehir gezmiş biri olarak çoğu ilçe ve köyde mutlaka rastladığım bir kurum olmuştur: taş mektepler. Açıkçası bu da bende okul kavramını inceleme ve eğitim sistemlerinin geçmişten günümüze nasıl şekillendiğini araştırma merakı uyandırdı. Gelin birlikte geçmişin izini sürelim.

Eğitimin dünyada zaman içinde izlediği yolu inceleyen bilime eğitim tarihi denilmektedir. Okuma yazmadan başlayarak bilime, sanata kadar eğitimin ve öğrenimin her aşaması okullarda gerçekleşmektedir.  Okul kelimesinin kökenine inecek olursak, Fransızca “école”den dilimize geçtiğini belirtebiliriz . Ayrıca Osmanlı eğitim sisteminde “mektep” olarak bilinen kelime 1935’ te “okul” olarak değiştirilmiştir.

Photo courtesy of Avenues: The World School

İnsanlara bilgi verme, onları küçüklükten alarak toplu bir halde aynı kurallara bağlı kalacak şekilde yetiştirme fikri çok eski çağlardan bugünlere ulaşmıştır.  İlk Türk devletlerinden günümüze kadar ulaşan bilgi ve belgeler incelendiğinde (Orhun Kitabeleri vb) bu devletlerde bilgiye ve bilgili insana önem verildiği açıkça görülmektedir. Bilgili olmak yalnız yönetici kadronun sahip olması gereken bir özellik olmamış; toplumun diğer fertlerini de kapsayacak şekilde cesur ve bilgili anlamında “alp insan” anlayışı ortaya çıkmıştır. Yani Türklerde eğitim, toplumsal bir görev olarak kabul edilmiştir. Göçebe yaşayan Türkler bilgi ve tecrübelerini sonraki kuşaklara aile ve sosyal yaşam içinde aktarmışlardır. Bununla birlikte Türklerin yazılı olmayan töre kanunlarını nesiller boyu aktarmaları da eğitime verdikleri önemi göstermektedir.

 İlk Türk devletlerinde yerleşik hayata geçen Uygurlar ilk kez örgün eğitim kurumlarını açmışlardır. Bilim, sanat, eğitim ve öğretimde ön plana çıkan Uygurlar yüzyıllarca Türk ve yabancı devletlerin saraylarında kâtiplik, bürokratlık, öğretmenlik, danışmanlık, tercümanlık yaparak kültür aktarımında önemli rol oynamışlardır. Aynı zamanda Uygurların kâğıdı ve matbaayı Avrupalılardan önce kullandıkları, kütüphanelere sahip oldukları ve kendi mabetlerinde dini nitelikli eserler ortaya koydukları bilinmektedir.

Türklerin Ergenekon Destanı’ nda demiri eritmeleri, Uygur metinlerinde çiçek hastalığıyla ilgili tedavi şekilleri, sayısal bilmeceler ve iç içe geçmiş halkaların belli bir düzene göre yerleştirilmesiyle oluşturulan sihirli yüzükler, On İki Hayvanlı Takvimi kullanmaları, Türklerin değişik bilim dallarında seviyelerini göstermesi bakımından önemlidir.

Türk-İslam alimlerimizden Farabi’ ye göre eğitim; mutluluk ve mükemmelliğe ulaşmanın yoludur. Eğitimin tüm kesimler için gerekli olduğuna inanır ve eğitimde “ikna” metodunun kullanılmasını savunmaktadır.

Ankara/Turkey – February 29 2020: Interior view of Nation Library (Millet Kutuphanesi in Turkish). It was opened recently near Presidential Office.

İbni Sina’ ya göre ise eğitim; bireyin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini sağlamanın yanında kişinin kabiliyetlerine uygun bir meslek seçimine de yardımcı olmalıdır. Böylece bireyin gelişimi bir bütün olarak ele alınmış olacaktır.

Ortaçağ’ a gelince ise okulların yeniden kiliseye, manastıra bağlandığını görmekteyiz. Çağın genel zihniyetini bildiğimiz üzere okullarda genel olarak dogmatiklik yani skolastik düşünce hakimiyeti sürmektedir. En yüksek derece kabul edilen üniversiteler kurulduğu zaman bile bu değişmemiştir. Bununla birlikte Doğu dünyasında da okullar din müesseselerine bağlı olarak gelişmektedir.

İslam dünyasının okul sistemini, XI. yüzyıldan önce cami, camia, külliye olarak bilinen kurumlar yerine XI. yüzyılın başlarında kurulan medreselertemsil etmiştir. Türk-İslam eğitim kurumları olan medreseler, ilk defa Karahanlılar zamanında yapılmaya başlanmıştır. Hekimler, müderrisler, mühendisler hep bu medreselerde eğitimlerini görmekteymiş. Bağdat’ ta kurulan Nizamiye Medresesi, Türk eğitim tarihinde bir dönüm noktası olmuş, bu dönemde eğitim öğretimin planlaması yapılarak, medrese eğitimi kurumsallaştırılmıştır.

Osmanlı döneminde ise sıbyan mektepleri doğrudan doğruya Kur’an öğretimi yapan okullar olarak işlev görmekteymiş. Hemen hemen her mahallede bulunduğu için mahalle mektebi, çoğu da taştan yapıldığı için taş mektep diye anılırmış. İşte bu yüzden gittiğiniz her tarihi lokasyonda taş mektep görme ihtimaliniz oldukça yüksektir. Bu okullar genel olarak üstü kubbeli bir oda ile bitişiğinde hoca ve kalfanın oturmasına mahsus bir başka odadan ibaret olurmuş. Hoca bir sedirde oturur yanında falaka, falaka sopaları, birkaç metre uzunluğunda ince uzun bir sopa bulunurmuş. Büyük çoğunuzun tahmin edebileceği gibi bu sopalar başarı gösteremeyen veya yaramazlık yapan çocukları cezalandırma amacı taşımaktadır. Büyüklerimizin anlattığı cetvelle parmağa vurma anılarının yanı sıra tabii ki günümüzde bu uygulamalar geçerli değildir.

Sıbyan mekteplerinden sonra orta ve yüksek öğretim veren medreseler, ayrıca askeri, mülki sınıfları yetiştiren saray okulları bulunmaktaymış. Saray okullarının en yüksek kademesi ise Enderun olarak karşımıza çıkmaktadır. Enderun’ da devlete sadrazam, vezir, ordu komutanı, vali gibi yöneticiler yetiştirilmiştir. Burada yedi kademe olmakla birlikte başarılı olanlar bir üst kademeye geçmekteymiş. Başarısız olanlar, disiplin cezası alanlar ‘çıkma’ olarak adlandırılır ve taşrada çeşitli görevlere gönderilirmiş. II. Mahmut döneminde ise özellikle askeri okullara öğrenci yetiştirmek amacıyla rüştiyeler açılmıştır. Tanzimat’ tan sonra başlayan yenileşme akımı öğretimde de değişiklik yapılmasına yol açmış ve böylece ilk olarak 1871’de iptidai (ilkokul) denilen bir okul sisteminin temelleri atılmaya başlanmıştır. 1872’de günümüzde Fatih/Çemberlitaş sınırlarında bulunan Nuruosmaniye Camisi’ ndeki İptidai Mektebi örnek okul haline getirilmiştir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren idadiler rüştiyeleri de içine alarak orta öğretim görevini yerine getirmiştir.

1924’ te Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi) kanununa uyularak mahalle mektepleri de Maarif Vekaleti’ ne bağlı hale getirilmiştir. Cumhuriyet devrinde de 22 Mart 1926’ da mahalle mektepleri tamamen kaldırılmış ve yerlerine ilkokullar açılmıştır. Bugünkü ilkokullarımızda da öğrenciler en modern eğitim ve öğretim usulleriyle yetiştirilmektedir. Liselerimizde ise 4+4+4 sistemine 2012-2013 eğitim döneminde başlanarak köklü değişiklikler yapılmıştır.

Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.-

M.K.Atatürk

Toplumlar karmaşıklaştıkça yeni kuşaklara aktarılacak bilgi birikimi de arttığı için eğitimin okul adı verilen ku­rumlarda, uzman kişilerin aracılığıyla yürütül­mesi elzem olmuştur. Hak veririsiniz ki eğitim ve eğitim kurumları toplumsal gelişmenin önemli bir parçası duru­muna gelmiştir.

Bir merağın eşiğinde oluşan araştırma, inceleme ve birikimle şekillenen bu yazıyı umarım beğenirsiniz. Görüşmek dileğiyle…

Esra BAKKALOĞLU

Leave a Reply