Genel

İlham Veren Bir Sürmene Kadını: Gökçe Erhan-II

By 21 Nisan 2021 No Comments

Merhabalar, Gökçe Erhan’la tanıştınız. Kim olduğunu, nereden geldiğini öğrendiniz. Biraz da doğa ile kurduğu iletişimi ve bu döngüde nasıl var olduğunu dinleyelim kendisinden. 

Doğayla nasıl anlaşıyorsunuz? Gençlere, özellikle Z kuşağına örnek olması açısından doğa ile kurduğunuz iletişimden bahseder misiniz? 

Tıpkı çocukken olduğu gibi ne yapıyorsam hala aynı şeyleri yapıyorum. Sahip olduğum tüm yetenekleri durmadan geliştiriyor ve yenilerini keşfetmeye çalışıyorum. Kırsal bir ortamda olmak ise bu teknoloji çağında zamanlar arası mesafeyi kısaltıyor. Buna içinde yaşadığım geleneksel ev de dahil. İçerisinde şimdinin teknolojik aletleri ile asır öncesinden kalanlar bir arada. Hala gaz lambasın ışığı, tarih kültür ve tabiatla birleşip beni aydınlatıyor.

En temel ihtiyaçları, en basit ritüelleri bile estetize ediyor ve yüceltiyorum. Doğayla anlaşmak basit, küçük görülen, değersizleştirilen, metalaştırılan varlıklara gerçek değerini vererek mümkün… Ve bu edimi kendi üzerinde görünür kılmak…

Ben bu görünürlülüğü sanatsal kabiliyetlerimi kullanarak sağlıyorum. Doğayı, tüm içerenleri ile birlikte kabul ediyor ve anlamaya çalışıyorum. Öteki türlü doğa kendisine yalnızca seyirci bırakacaktır… Dijital dünyadan kafamızı gerçeğe çevirdiğimizde ona çoktan yabancılaşmış olabiliriz. Dolayısıyla kendimize de… Dengeyi kurduğumuzda ise nerde olursak olalım onun kalbinde hissederiz ve bu mükemmelliktir.

Resimli Dünya Atlası’ndan, Habitat serinizden ve Trabrikab vb. projelerinizden bahseder misiniz? 

TRAB-Rİ-KAB (Trabzon-Rize katı atıklar birliği) projesi 2007’den beri köyümüzü adeta yok etmek üzerine kurgulanmış gibidir. Yaşam alanımız içinde durmadan yükselen bir vahşi çöp dağı… Kapanış tarihinin yıllar yılı ertelenmesi, doğanın ve orada yaşayan canlıların haklarının hiçe sayılması, zaman içinde beni ayaklandırdı.

Harekete geçtiğim ilk yer, çöp dağları oldu.  İnsanın kendi pisliğiyle yüzleşmesi için. Bu dönemde ürettiğim eserler bu konular etrafında toplanıyordu ve eylem niteliğinde bir sergi gerçekleştirdim. Bir yıl sonra 2018 de ilk kişisel sergim olan Resimli Dünya Atlası ile konu İstanbul’a taşındı ve aynı zamanda köy ile kent arasındaki geçit sanat yoluyla yeniden sağlanmış oldu. 

Sizi uzun süredir takip ediyorum ve dernek kurmak için yoktan var ettiğinizi, tırnağınızla kazıdığınızı biliyorum. Çamburnu Doğa ve Kültür Sanat Derneği’nin kuruluş süreciyle, amacıyla ve projeleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz? 

Çamburnu’nda, kapatılmak üzere olan çok eski bir derneğin başına geçerek ve tüzüğü genişletip, adını değiştirerek Çamburnu Doğa Kültür Sanat Derneğini kurduk. En önemli amaçları:

YAŞAM ALANIMA SAHİP ÇIKMAK.   (Doğal yapısı, tarihi mirasları, kültürel değerleri, el sanatları, tarımsal/hayvansal faaliyetleri…İyileştirmeye ve yaşatmaya çalışmak)

SÖMÜRÜYE VE KIYAMA ORTAK OLMAMAK; ORTADAN KALDIRMAK İÇİN MÜCADELE ETMEK.   (Sıfır atık felsefesinin benimsenmesi üzerine çalışmak.Bitkilerin /hayvanların metalaştırılması ,üreticilerin de sömürü kaynağı olması dolayısıyla, değer kavramlarını irdelemek ve adil bir yaşam biçimi için, çalışmak.)

EKOLOJİK KÖY VE HAYAT-SANAT OKULU.  (Yaşam alanımızda ekolojik -sosyal- kültürel dengeyi sağlamaya çalışmak.Çocuklar, gençler ,tecrübeli büyükler ve çeşitli alanlardaki bilirkişilerle bir araya gelerek ilerlemek. Büyükşehirlerde ve çeşitli bölgelerde yaşayan sanatçılarla buluşup uluslararası sergiler,etkinlikler düzenleyebileceğimiz bir zemin oluşturmak.)

Yakın zamanda Fındık Ocağı işbirliğiyle Çamburnu Çikolatası üreterek piyasaya sunacağız. Devamında doğal temizleyici kolonya gibi ürünler geliştirmeyi planlıyoruz; devamında Eski Taş Değirmeni tekrar faaliyete geçirmek, doğal tarıma teşvik etmek gibi hayallerimizle birlikte hem doğaya yararlı hem bölge halkına istihdam sağlayacak projeleri oluşturmaya çalışıyoruz.

Ligene&Holefter Köyü’nde ki fındık hasatı gibi birlik ve beraberlik adına başka köylerle de ortak paylaşımlarınız var mı?

Fındık Ocağı’nın her yıl gerçekleştirdiği hasat şenliği bu yıl derneğine destek olabilmemiz adına Ligene&Holefter köyünde gerçekleşmişti. Birbirimizden haberimiz olduğu sürece dayanışma elbette olacaktır.

Bugün burada olmanız için ilham kaynağınız neydi? Hayaliniz miydi yoksa hayat mı sürükledi? 

İç güdülerim sürükledi. Önceki hayalim çok iyi bir sanatçı olmaktı. Bunun için hep büyük sanat merkezlerinde yaşamak gerektiğini düşünürdüm. Ancak çağımızda bir yayladan bile istediğimiz her an her yere bağlanabiliyoruz. Her gelişmeyi takip edebiliyoruz. Yine de büyük merkezlerde eğitim almak avantajlı olsada, saplanıp kalmak gerekmiyor…

Ve ben de, çok iyi bir sanatçı olmak uğruna, yaşamak istediğim hayatı feda etmek istemedim. Net bir kararla kırsala yerleştim. Ve sonunda kaybolup gidebilirdim de; ama öyle olmadı. Zamanla kendi merkezim oluşmaya başladı…Ve yaşamım sanatsallaşmaya… Artık çok iyi bir sanatçı olmak gibi bir kaygım olmasada, en basit işleri bile en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Ve hep daha iyi bir insan olmaya…

Sivil toplum ülkemiz için önemli bir konumda. Bizler de Bilinçli ve İdealist Gençlik Derneği olarak gelişmeye ve geliştirmeye devam ediyoruz. Tecrübelerinizden yola çıkarak Türkiye’nin en genç derneğine ne söylemek istersiniz?

Hep genç kalın! 😊

Geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı anda sahiplenmekle; iyi anlamak, araştırmak, eşzamanda yaşamakla mümkün. Ve daima sanatla… Sürekli gelişen, daima genç…

Doğanın ruhu olduğunu ve bu yolda ilerlemem gerektiğine inanırdım. Gökçe Hanım ile bir kere daha kendimi buldum. Mesleğiyle hayatını sentezleyip kendine ve hayata bir anlam kattığı için hemen hemen herkesin hayran kalacağı bir kişilik olduğuna inanıyorum. Bir yerlerde bir şeyler bizi bekliyor yeter ki biz o yolu seçip ilerleyebilelim. Kendimize o fırsat biz yaratalım. Birilerinin bizi ittirmesini beklersek kendimizi de hayatımızı da belki de hiç bulamayacağız. 

Sevgiler,

Esra Bakkaloğlu

Leave a Reply