FikirGelişimİlhamYaşam

Müsait Bir Yerde Durur Musunuz?

By 14 Eylül 2020 No Comments

İnsan ne ile yaşar?

Bu soruyu sormak cevaplamaktan çok daha kolay… Çünkü sorunun cevabı ne bir kelimede ne bir cümlede ne de bir sayfa bir yazıda mevcut. Sorunun cevabı her insanın içinde, kendisinde, o yüzden de cevaplaması zor gelmiyor mu?

En çok kendimizden kaçıyoruz çünkü; en çok kendimize soru sormaktan, kendimizi duymaktan kendimizle konuşmaktan ve en çok da anlamaktan…

Geçenlerde İbn-i Rüşd’ ün “Yumurta dıştan kırılırsa yaşam son bulur, içeriden kırılırsa yaşam başlar; zira önemli dönüşümler hep içten başlar.” sözü ile karşılaştım. Hani bir anda hayat bazı şeyleri şak diye yüzünüze vurur ya aynı öyle oldu o an benim için.  Derin bir nefes aldım sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuşum gibi. Sonra neden böyle hissettiğimi düşündüm biraz. Sizce sonuç ne çıkmıştır?

Kendimle uzun zamandır konuşmuyormuşum, dinlemiyormuşum. En son içimle ne zaman dertleştiğimi hatırlayamadım. Hayatın akışında yine savurmuşum, savrulmuşum bir kenarlara…

Çoğumuz da bunu yapmıyor muyuz? Tamam şu sınav geçsin, şu işi halledeyim, onu da yapayım bunu da yapayım… Evet hepsini yapayım, peki kendime ne zaman döneceğim?

Tüketim çağındayız. Her şeyi; bilgiyi, teknolojiyi, sevgiyi, saygıyı, zamanı, kendimizi… Ne kadar tüketirsek o kadar mutlu olacağımızı zannediyoruz. Her şeyi ne kadar çok yaparsak o kadar iyi oluruz sanıyoruz. Ne kadar çok okursam, izlersem, dinlersem, hareket edersem o kadar iyi olacağım düşüncesi var hepimizin bilinçaltında. Oysaki ne kadar çok okuduğumuzdan, dinlediğimizden, izlediğimizden ziyade ne kadar özümsediğimizin, süzgecimizden geçirdiğimizin, ne kadar üzerinde düşündüğümüzün önemini unuttuk. 

Çünkü o kitabın bitirilip, o videonun izlenip, o podcastin dinlenip hemen bir yenisine geçilmesi gerekiyor çünkü artık sayılar bizden daha büyük…

Sevgili dertdaşım sence de artık birazcık molaya ihtiyacımız yok mu?

Sence de içine müsait bir yerde durur musunuz demenin vakti değil mi?

Önce derin bir nefes al ve gel birazcık duralım durulalım ve diyelim ki Ey içim sen ne ile yaşarsın?

Fırsatı olan, evi bahçeli olan ya da çiçeği olan varsa kendisini doğanın saf kollarına atmasını tavsiye ederim. Kişinin özünü en çok ait hissettiği yer; fabrika ayarlarına bir dönüş, bir nefes ve yeniden yaşam…

Tazelenmek, yenilenmek için Eylül ayı tam vakti sanki ne dersin? Biraz çiçeklerimizi döküp daha sağlam çiçekler açmanın vakti. Nasıl ki bir çiçeğin büyümesi, yeşermesi için onun toprağını, suyunu düzenlemek gerekiyorsa bizim için de öyle. Toprağımızı değiştirip suyumuzu kontrol etmemiz ve  ilgi gösterip sevmemiz gerekiyor sözcüklerimizle kendimizi.

İçinde unuttuğun, bastırdığın, ertelediğin ne varsa çıkarmanın tam vakti. Nereye gidiyorsun, nereye gitmek istiyorsun?

Kendine kulak ver bakalım nelerin üstünü kapatmışsın onları bir aç, kaçtıklarını yakala, yüzleş sonra gel yeniden başlayalım. Ama tüketmekten ziyade sindirerek, özümseyerek, süzgeçten geçirerek yapalım bu sefer her şeyi. Kendimizi tanıyalım başkalarından önce…

Sevgili dostum belki de bazı şeylerin daha sağlam olması için önce yıkman gerekiyordur, sonra hayal etmen ve yapman. Hayallerini erteleme, hayatta yapmak istediğin hiçbir şeyi erteleme, istediğin şey için mücadele etmekten çekinme, baskı altında kalmaktan kendini köşeye sıkışmış gibi hissetmekten kurtul. Köşeye sıkışmamak için önce kendini tanı, sev ve değer ver.

Sen kendine değer vermediğin sürece kimse sana değer vermeyecek, verse bile sen değerli hissetmeyeceksin. Kendinden kaçma dön ve de ki kendine ben ne ile yaşarım?

Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya insan bir yolculuğa çıkar, ya şehre bir yabancı gelir. 

TOLSTOY

Tercih senin, sahne senin. Eğer sen istersen oyun zamanı.

Şule DOYAROĞLU

Leave a Reply