FikirGelişimGüncelİlham

Okuyamama Atağı’ndan Nasıl Kurtuluruz?

By 29 Eylül 2020 No Comments

Geçenlerde gördüğüm “duygusal yeme atakları” kavramı aklımda başka bir atak çeşidini tasavvur etmeme vesile oldu. Okumayı söktüğümden beri bir dayatma olarak değil, severek okuyan biri olmama rağmen benim başıma bile birkaç kez ağır ve uzun süreli, çokça kez ise kısa süreli versiyonlarının geldiği ve birçok insanın da yaşadığına emin olduğum bir baş belası: okuyamama atağı.

Önce kısa süreli kesintilere ve bu kesintilerin kendimce sebeplerine ve çözümlerine değinmek istiyorum. Örneğin bazı defalar üst üste hep aynı tür kitaplar okuduğumu, bunun beni yorduğunu ve okuma hevesimi kaybettirdiğini fark ettim. Çözümse okumayı terk etmek değil hiç denemediğim ya da uzun süredir elime almadığım türde bir kitabı okumayı denemek oluyor. Diğer bir sebep ise tamamen uyuşma ya da tabiri caiz ise uyuşamama anı. Niyetlendiğiniz her zaman o kitabı okumak için doğru zaman olmayabiliyor. Hepimizin hayat akışı bambaşka ve bulunduğumuz zaman diliminde ruh halimiz ve yaşadıklarımız o kitabı benimseyi reddedebiliyor. Buradaki hamlemiz ise ısrarcı davranmayıp okuma listemizde ufak bir sıralama değişikliği yapmak olmalı, o kitaba başka bir zaman tekrar şans tanıyabiliriz. Zaman zaman takıldığımız noktaysa kendi keşiflerimize göre değil, okumak zorunda olduğumuz hissettirilen kitapları okumaya çalıştığımız anlar oluyor. Elbette fikirlerine değer verdiğimiz insanların önerilerine kulak vermeliyiz ama kendi keşiflerimize de şans tanımalıyız. Böyle defalarca hangi kategoride olduğuna bakmaksızın kitapların adlarını, yazarlarını, kapaklarını inceleyerek kitapçıda geçireceğiniz saatler armağan etmenizi tavsiye ediyorum kendinize. Belki oradan eliniz boş ayrılırsınız fakat benzer deneyimlerimde defalarca okumaktan çok zevk aldığım kitaplarla tanışmışlığım var. 

Lisa Fotios adlı kişinin Pexels’daki fotoğrafı

Asıl insana büyük vicdan azabı çektirenler bu kadar kolay kurtulamadığımız ataklar. Fark ettim ki en şiddetli olanlarını temelde iki sebebe bağlı olarak yaşıyorum: biri gereğinden yoğun bir şekilde kısa sürede çok fazla kitap okumak, diğeri ise baskı altında okumaya çalışmak. 

Eğer kendinizi anlamsız bir yoğunluğa soktuğunuzu fark edecek olursanız yalnızca ara verin. Çünkü hayatta neyi deneyimliyor olursak olalım çok hızlı gidersek çok çabuk sıkılıyoruz ve bu anlamsızca hızlı yolculuktan bir tat ve bir fayda almamız da mümkün olmuyor. Emin olun her şeyi tadında bırakmak gerekiyor. Fakat bence bundan da ağırı baskı. Bunu iliklerime kadar hissettiğim sefer COVID-19 sebebiyle yaşadığımız karantinanın başlangıç zamanlarındaydı. 

Hatırlarsınız; insanlar çılgınca okudukları veya okuyacakları kitapları paylaşıyor ve birbirlerini paylaşmaya davet ediyorlardı. Hoş bu yalnızca kitaplar konusunda yaşanmamıştı; insanlar zamanlarını ne kadar verimli geçirdiklerini birbirlerine ispatlamaya çalışıyorlardı. Bense odama çekilmiş ve pandemiden dolayı dehşete düşmüş, kitap okumayı düşünmeyi geçmiş, paranoyak davranmadan yaşamaya nasıl devam edebileceğimi düşünüyordum. Her duygu gibi korku da çok doğaldı ve ben iliklerime kadar korkuyordum. Aynı koşullarda her insandan aynı reaksiyonu vermesini beklemek hiç mantıklı bir hareket değil ve ben başta hatrı sayılır bir süre boyunca diğerleri kadar yapıcı, ilham ve umut dolu bir dönem geçirmediğim için kendimi suçlamıştım. Kitap okuyamıyor, film-dizi izleyemiyor hatta yeri geliyor kabussuz uyku bile uyuyamıyordum. Neyse ki bu süreç uzun sürmedi ve önce korkumu sağlıklı bir seviyeye getirmeyi başardım, sonra ise bu süreci herkes gibi geçirmiyor olmamın normal olduğunu fark ettim ve kendimi suçlamayı bıraktım. Sürat beklemedim kendimden, normale dönüşüm adım adım oldu. Önce bir şeyler izleyecek moral buldum kendimde, sonra ders kitaplarımı okuyacak, sonra bir şeyler yazacak. Okumaya sıra en son geldi, tat alarak okumaya dönmenin verdiği haz ise paha biçilemez oldu. 

Photo by Debby Hudson on Unsplash

Demem o ki yine tadında bırakarak bir şeyleri zamanın iyileştiriciliğine teslim etmek gerçekten de dertlerinize deva olabiliyor. Hırs ve inat her koşulda işlemeyebiliyor, ipin ucunu biraz gevşetip elinizi dinlendirince sonra onu tutacak daha büyük bir enerji keşfedebiliyorsunuz. Yaşadığınız eğer duygusal yeme bozukluğu ise nasıl bir psikologdan ve/veya bir diyetisyenden profesyonel yardım almanız gerekiyorsa, bahsettiğim türde bir atakta başvurulacak profesyonel olmasa da desteklerden biri bunu deneyimlemiş bir dostun tavsiyelerine kulak vermek olacaktır diye düşünüyorum. Hayatlarımız çok farklı ama hikayelerimiz çokça sapakta kesişiyor, bence hiç yalnız değiliz. 

Berfin Dilay USTAOĞLU


BİGENÇ Blog’ daki tüm yazılar yazarlarının görüşlerini içermektedir ve BİGENÇ Blog’ un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Leave a Reply