EdebiyatKültür

Tatar Çölü Kitap İncelemesi

By 14 Ekim 2020 No Comments

Yeni şeyler okumak, yabancısı olduğu bir dünyadan şaşırtıcı olay öyküleri dinlemek insanı okuma eyleminin amaçlarından bir kısmına hitap etmesi açısından tatmin edebilir. İnsan, özellikle öğrendiği bu yeni ve şaşırtıcı şeyleri etrafındaki insanlarla paylaşarak onların da şaşırmasını sağladığı zaman paylaşım yoluyla varlığını ispat anlamında önemli bir adım atmakla kendisini mutlu hisseder. Tabi her genelleme kendi içinde büyük ölçüde istisnalar içerir. Bu bakış açısıyla genellemeye devam edersek; insan bahsedilen amaçlar doğrultusunda okumalar yapar. Tatar Çölü isimli bir kitabı okumaya başlamadan önce kitabın ismi ve kapağındaki kasvetli kale imajı ile öngörü de bulunacak olunsa; “Tatarlar ile düşman taraf arasında geçen önemli bir savaşı, bu savaşın tarihin seyrine etkilerini ve çöldeki ağır şartlara rağmen Tatar askerlerinin kahramanlıklarını veya kaledeki askerlerin Tatarlara karşı verdiği kahramanca savunmayı okuyacağımız bir kitap” denilirdi. Ancak insanların odaklandığı olağanüstü hayatın yanında bir de “gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmış” insanların hayatları vardır. İşte Tatar Çölü, herkes tarafından konuşulan takdir edilmiş işler başarmayı hedeflemesine rağmen gayet sıradan bir hayat yaşayan Drogo ekseninde farkındalık, yazgı, sorgulayış, beklentiler üzerine derin düşünceler oluşturmayı başaran bir kitap.

Sorgulama, aslında hayatın her anında neyi niçin yaptığının tatmin edici bir cevabını arama girişimidir. Bastiani Kalesi’ ne subay olarak atanan genç Teğmen, kalenin günlük rutinlerini inceleyip burdaki tüm işleyişin gereksiz bir amaç uğruna olduğunu ve kimsenin süregelen sistem içerisinde yaptığı şeyin anlamsız olduğunun farkında olmayışını anlamış ve kaleden bir an önce ayrılmaya karar verir. Ancak çöle olan merakı, kalenin onda yarattığı özgürlük imajı ve tam da anlaşılmayan içsel sebeplerle bir müddet kalede kalmayı kendisi için doğru seçenek kabul eder. İşte bütün olay bu kararın arkasında gizlidir. Her ne kadar klişe de olsa reddedilmeyecek bir hakikat olan “insan tercihleriyle kaderini imzalar” sözünün bir örneğini baştan sona burada görmek mümkün. Aradığı heyecanı bulamamasına rağmen ısrarcı bir bekleyiş bütün bir hayatın özeti oluverir. Çünkü rutin olan sorgulanmadığı müddetçe illetli bir alışkanlığa dönüşmeye mahkumdur. Bu alışkanlık içerisinde kitapta önemli kavşakları gözetlemek mümkündür. Her gün rutin olarak devam eden ve harfiyen uyulan kale kuralları sistematiği her an savaşa hazır askerler yetiştirmek için kusursuz ilerlemektedir. Hatta herkes kurallara o kadar bağlıdır ki kendisine lakabıyla seslenen asker arkadaşını parolayı söylemediği için hiç bir tehlike olmamasına rağmen yok yere öldürmenin en doğru tercih olduğu herkesçe makbuldür. Kurallara uygun hareket etmek ahlaki olanla hareket etmek midir sorusunu gündelik alışkanlıklar içinde kitap kahramanının tercihi kurallar olsa da doğru tercihin ne olduğu okuyucuya bırakılmıştır.

Bir şey ne amaçla üretildiyse üretildiği amaca hizmet edeceği günü bekler. Bastiani Kalesi, Tatarlara karşı savunma savaşı için inşa edildiği için tüm kale sakinlerinin beklentisi eninde sonunda bir savaştır. Aynı şekilde dünyadaki üretim despotluğunu düşündüğümüzde, bir silah üretildiyse eğer; nihayetinde amacı gereği insanları öldürmesi gerektir. Kaledeki bekleyiş ise elbette ki düşman askerlerinedir. Bu yıllar süren bekleyiş, insanlarda paranoyaklığa da sebep olmuştur. Görünen bir karartı tüm taburu ayağa kaldırmak için yeterli olabiliyor. Böylesine enteresan bir durumda herkes söylemekten çekinse de bir savaş çıkması arzusunu; bir gün hareket eden bir tabur askerin görülmesiyle savaş çıkacağına yönelik umutların yeşermesi bu arzunun ne derece güçlü olduğunu gösterir. Hatta görünen askerlerin sınır çizgisini belirlemek için geldiği öğrenilince savaş çıkmayacağı için kaleyi bir hüzün kaplamıştır. Bazen herkes aynı beklenti içinde olur da o beklentiyi dile getirmek dünyanın en büyük günahı olur.

Eleştirdiği yaşam tarzına, olmaktan korktuğu insan olmaya doğru yavaş yavaş ilerleyen Drogo, kalede yok yere geçen günleri ancak 50 yaşını aştığı zaman anlayacaktır. Merakının mı esiri olur insan yoksa bulunduğu durumun farkına mı varamaz ya da kendisi için önceden çizilmiş kaderin bir gereği olarak istemediği kararlar alıp eleştirdiği hayatı mı yaşar bilinmez ama bu kitapta sonunda kalede savaş çıkmasına rağmen yıllardır beklediği kahramanlığı gösterme fırsatı gelmişken hastalığı sebebiyle kaleden ayrılmak zorunda kalan Drogo için yaşadıklarının anlamı şu sözde gizli olsa gerek “Ya, gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsam?”

Herkesin imreneceği bir ölümle ölmek şüphesiz insanı cezbeden bir şey. Bu dünyada birçok insan kahraman olmak, güzel bir ifadeyle bu kubbede hoş bir sada bırakmak için yaşar ancak kimileri bu amaçla ölür; kimileri bunu gerçekleştirir. Gerçekleştirenlerin sırrı kader midir? Farkındalıkları mıdır? Yaptıkları tercihleri amaçları doğrultusunda yapmış olmaları mıdır? Ya da bunların tamamı mıdır? Karar bizlerin…

Halil ATAK


BİGENÇ Blog’ daki tüm yazılar yazarlarının görüşlerini içermektedir ve BİGENÇ Blog’ un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Leave a Reply