Edebiyat

UZAK

By 11 Ağustos 2020 No Comments

Kelimeler sanki artık kağıda akmıyordu. Kalbinden dökülüyordu kelimeler ancak kağıda değildi. İçine
akıyordu. Karnının ortasında birikiyor birikiyor ve daha çok birikiyordu. Karının orta yerinde hissettiği
yumru bundan başkası olamazdı. Yazamadıkları içine yük oluyordu. Konuşmak istiyordu, avazı çıktığı
kadar bağırmak, tüm derdini haykırmak istiyordu fakat acılı yürekler için cehennemden beter olan bu
dünyada mümkün değildi bunlar. Hem onun haykırdıkları başkasının canını yakabilirdi. Hiç
düşünmeden, ilk ve son kez, kimseye aldırmadan yazacaktı hissettiklerini ve o kağıdı yırtıp atacaktı
sonra. Tek istediği karnındaki yumruyu biraz daha hafifletmekti.
“Delirmek üzereyim. Haykırmak istiyorum ancak kime, neye doğru? Dünyada yargılamadan, kızmadan
beni dinleyebilecek kimseyi tanımıyorum. Bir kişi tanıyorum. O da bütün bunların sebebi olan kişi
zaten. Delirmek üzereyim. Bunları belki sesimi duyar diye yazıyorum. Hayaletini görüyorum her
tarafta. Odamda, yatağımda, kapımın önünde, şuan oturup bunları yazdığım masada bile onun
hayaletini görüyorum. Burada o da oturmuştu, yatağıma yatmıştı, odamın içinde gezinip durmuştu.
Hayatımın her köşesine eli değmiş gibi. Ne kadar denersem deneyeyim atamıyorum aklımdan.
Kokusunu duyuyorum. Rüzgar bana inat bir yerlerde bulup getiriyor kokusunu burnumun ucuna.
Odamın içinde olduğunu daha çok hissediyorum o zamanlarda. Deliriyorum galiba. Oysa bu siyah
hayata ancak onun ellerini tutarken renkli bakabiliyordum ancak onunlayken sevebiliyordum. Odam
sanki onu özlüyor. Evim onu özlüyor. Onun ellerinin değmesini, koridorda gezinmesini istiyor. Halimin
hiç iyi olmadığını söylüyor annem. Ölmek üzere olduğumu düşünüyor, eriyip gidiyormuşum. Yemek
yemiyorum sanıyor. İnsan ruhunu beslemezse ancak erir gider. Ruhum uzun zamandır kendisini
besleyecek her şeyden uzak. Evimin koridorları sadece huzur veriyor ve beni besliyor.”
Derin bir nefes aldı. Bu yazdıkları doğru muydu? Bu yazılanları kimse görmemeliydi. Ya biri öğrenirse?
Yatağımda uzandığını biri duyarsa ne derim? Aslında bir bilseler onu yatağımda görmek ne büyük bir
nimetti. Boylu boyunca uzanmasını seyretmeye paha biçmemi kim benden isteyebilir ki? Gözleri
kapalıyken onu seyretmenin huzurunu kime açıklasam anlar? Kimse kızamaz artık bana. O gitti. Bir
daha göremeyeceğim onu yatağımda, sevemeyeceğim kirpiklerini. Kim bilir bir daha ne zaman öperim
dudaklarını? O gitti. Delirmek üzereyim. Artık benim değil, bir başkasının. Bir başkasının evinin
koridorlarında, odasında, yatağında, kollarında… Oysa ben hasretim nefesine, benden başkası değil.
Ben en çok onunla olmalıyım, benim en çok ihtiyacım var. Kabullenemiyorum ve kabullenemedikçe
odamdaki hayaletler çoğalıyor. Her tarafta onu görüyorum ama o benim değil ki. Kayıp gitti
ellerimden, “Dur!” diyemedim, “Gitme.” bile diyemedim. Öyleyse ben bu başıma geleni hak ettim mi?
En çok ben sevmiştim hani? Yok, hayır. Gidişini durduramadıysam sevgimin çok da değeri yokmuş
gözünde. Öyleyse tüm suçlusu o mu? Yok, hayır. Yetseydim ona, sevgim yetseydi, gider miydi hiç?
Gitmezdi. O zaman tüm suçlu benim. Yalvardım ama duymadı beni. Yeterince duyulmamış olsa gerek
sesim. Dönse, özür dilesem olmaz. Hem dönmez. Şu ayrılık denen şey ne yaman! Çözüm desen
bulunmaz, acısı desen o hiç dinmez. E nasıl geçecek bu karnımdaki yumru? Geçmeyecek değil mi?
Ben de öyle düşünmüştüm. Deliriyorum galiba. Aklım başımdayken son bir kez öpsem? Gelmez ki.

 

 

Eylem Deniz

https://medium.com/@eylemdeniz

Leave a Reply