Edebiyat

Yeni Başlangıçlara

By 28 Temmuz 2020 No Comments

Soluk almadan koşmaya devam ediyordu. Gördükleri şimdiye dek onu yıldırsa da hiç hiç durmadan
koşuyordu. Yolu bilmiyordu ya da nereye gittiğini, nereye doğru koştuğunu hiç bilmiyordu. Tek bildiği
yolun sonunun güzel ve aydınlık olduğuydu. Geriye dönüp her baktığında sendeledi. Son kez
durduğunda söz verdi. “Son.” dedi, bu kez son.

Geçtiği her düzlükte bir şey öğrendi. Yüzündeki her bir izi yaşamın ona verdiklerine borçluydu. Pek iyi
şeyler olduğu söylenemezdi ama her şeye olduğu gibi buna da minnetle yaklaşmayı biliyordu. Kısa
hayatındaki uzun yolculuğunda geçirdiği en dayanılmaz ve sancılı anlarda bile sarıldığı tek şey
Tanrı’ydı. Son sefer hariç.

Ne olduğunu bilmiyordu. En az acılı ama en sancılı günlerden, haftalardan ve onlarca aydan biriydi.
Durup dinlenmesi gereken bir anda arttırdığı temposu onu daha çok yormuş, incitmişti. Bu kez da her
zaman olduğu gibi Tanrı’ya şaşırmış yine her zaman ki gibi “Daha ne olabilir ki!” derken çok daha
‘daha’sını görmüştü. İnsan bedeni, ne gariptir ki, ne zaman “Ben yıkılmam.” dese o zaman felaketlerin
en büyüğünü görmüştür. Ama bu kez gördüğü, işte o çok farklıydı.

Var oluşumuzun başladığı günden beri yaşadığımız, hissettiğimiz her şeye isim verdik. Özel olan her
şeyi başlıklarla genelleştirip, güzelliğini mahvettik. Öfke, acı, kin, merhamet, aşk… Tabiatın tüm
lütuflarını, bize sunduğu tüm güzellikleri “Sen ‘o’sun, sen ‘bu’sun.” diyerek, hak etmez olduğumuzu
bir kez daha kanıtladık. Bu sefer kararlıydı. Bunun ismi olmayacaktı. Eşsiz ve değerli bir elması saklar
gibi beyninin hatta belki de kalbinin en derinliklerinde saklayacaktı bu güzelliği. İnsanoğlu buna “aşk”
derdi. Bir elbiseye, bir arabaya hatta basit bir futbol takımına hissettiklerine de bu ismi vermişti.
Doğanın insana verdiği en acı ve en güzel şey olan aşk, insanlığın basitleştirdiği her zamanki şeylere
dönüşmüştü. Kendine olan sözü bu yüzdendi. Kalbi ona o kadar güzel şeyler hissettiriyordu ki “Belki
de…” dedi, “belki de son bir kez olsun biraz yavaşlamalı hatta durmalıyım. Derin bir nefes almalıyım.
Hayatımda ilk kez de olsa bu zor ve sonu nereye gittiği bilinmeyen yolda hızımı kesmeli ve bu güzel
hislerin tadını çıkarmalıyım.”.

Soluk soluğaydı. Duracaksa hiç zamanı değildi. Dengesini şaşırabilir, tutunamayabilir, düşebilirdi.
“Tutar.” diye düşündü. “O beni tutar.” Fakat aklı bunu kabul etmiyordu. Tutunacağı bir şey yokken
durmak anlamsızdı. Sendeleyebilirdi, düşebilirdi hatta bu kez kalkamayabilirdi. Bu riski göze alamazdı
ama almalıyı. Buna değer miydi bilmiyordu. Öğrenmek için tek yol kendini bırakmak, durmak, nefes
almak ve onu tüm güzelliği ile seyretmekti. İçinde anlamsız ve daha önce hiç yaşamadığı bir kargaşa
vardı. Beyni ve kalbi ilk kez aynı şeyleri söylüyordu. Yer yer iyi, yer yer kötüyü söyleyen yine beyni ve
kalbi; bu kez sonunun ne olacağını bilmiyordu. Her zaman iyi tahminler yapmayı becerebilen bu iki
uzvu bu kez ne yapacağını bilmiyordu. Vücudu gereken işlevlerini yerine getirmiyor hatta dalga geçer
gibi birbirine karışıyordu. Midesine giren kramplar ilkti, her şeyi bu denli pembe ve parlak görmesi de.

Duracak mıydı yoksa bu uzun yolculuğu yorgun ama pişman olmamış ya da parçalanmamış bir şekilde
mi bitirecekti, henüz karar verememişti çünkü evren bu kez öyle bir şey çıkarmıştı ki karşısına öyle alt
üst etmişti ki dengesini zaten zorlandığı ve hayatı boyunca başarılı bir şekilde uygulayamadığı ‘karar
verebilme yetisi’ bu defa devre dışı kalmıştı. Bu gibi durumlarda genelde aklına ve kalbine sorardı bu
kez ne yapması gerektiğini fakat her ikisi de aynı şeyi söylüyordu. “Dur ve nefes al.” Her zaman
olduğu gibi kendini, ruhunu dinledi ve evrenin en zorlu koşusundan bir süreliğine de olsa ayrıldı, yol
kenarında durup asırlardır devam eden ve bir o kadar da devam edecek olan bu en zorlu ama bir o
kadar da güzel hayat koşusunu seyre koyuldu. Yolun dışındaki tüm insanlara şöyle bir baktı. Bunca
insan bu yarışın dışında nasıl kalabilir diye düşünürken evren ona, onun da bu yarıştan neden çıktığını
hatırlattı. Tüm güzelliği ile ona doğru yaklaşıyordu. Gözlerini almakta zorlanıyordu, öyle muazzam ve
öyle dolu dolu bir histi ki tek bir adım atsa ve ona doğru yaklaşsa, gideceğini ve onu sonsuza kadar
kaybedeceğini düşünmüştü. Sustu. O yanında olduğu süre boyunca konuşmama kararı aldı. Kim
olduğundan, nerden gelip nereye gideceğinden asla bahsetmedi. Ne tuhaftı ki o da bahsetmedi.
Hayatın ve o zorlu yarışın dışındaki güzel yeşil ağaçların arasında oturup şarkılar söylediler. Bu kez
Tanrı onlara seslendi. “Kalkma zamanı, yarış gelip geçiyor ve sizler hala olduğunuz yerdesiniz.”
Tanrıya kulaklarını kapadılar. Usulca ve sessizce birbirlerine seslendiler. Öyle sessizdi ki bir keresinde
Tanrı bile onlara kulak kabartmıştı ancak bir şey işitememişti.

Antik Yunan inançlarının belki de en inanılanı ve bilineni Tanrı’nın iki insanı bir bedende yarattığı,
sonra onları ayırıp sonsuza kadar kalan yarılarını bulabilmek için dünyaya gönderdiğidir. Ne kadar
doğruydu ikisi de bilmiyordu ama onları gören Antik Yunan Tanrılarının gerçekliğine inanmaya
başlayabilirdi.

Ağaçların arasındaki gölgelik yerlerinden uzaklaşıp tekrar yola koyuldular. Diğer insanların aksine
yarışı yavaş sürdürüyorlardı. Nereye gittiklerini bilmezken gittikleri bu yere bu kadar çabuk varma
isteklerini bir kenara bırakıp, bulundukları yolun aslında eskisi kadar yorucu ve engellerle dolu
olmadığını fark ettiler. Bir gün sessizce birbirlerine seslenmekten yoruldular. Hislerini haykırmak
istediler, olmadı. Düşündü. “Eğer sana seslenebilseydim avazım çıktığı kadar, bu yarışın senin geldiğin
güne kadar çölde su aramaktan farksız olduğunu bilmeni isterdim. Duymuyorsun beni ancak
hissedebiliyorsun biliyorum.” O günden sonra hep hisleri ile konuştular birbirlerine. “Geldiğim ve
koştuğum yolda bizim gibi yüzlerce hayat gördüm. Kırılmış ve parçalanmış halde olan bu bitap
bedenler öyle inanç doluydu ki hala koşmaya devam ediyorlardı. Bense seni gördüğüm an durmaya
karar verdim. Bu beni sonum olacaktı belki biliyordum belki bu yolun sonundan emin değilim ama
hissettiklerimden eminim. Bu duydukların kalbimden geçenler. Seni o yolun kenarında ilk
gördüğümde anlamıştım ki evren bizim bir arada olmamızı istiyordu ancak görünüşe göre sen
istemiyordun. Bense sana uzak olmaktansa yanında durup benden nasıl nefret ettiğine şahit olmak
istedim. Tüm bu kısa ama bir o kadar da zor yol boyunca bir tek senin için durdum çünkü seni ilk
gördüğüm andan itibaren baktığım her yerde senin sanrılarını görmeye başladım. Peşimi
bırakmıyordun ancak sana gelirsem belki bu sanrılar azalır diye düşündüm ancak pek işe yaramadı.
Seni tanımıyordum ama şimdiden hayatımın tam içindeydin. Belki de bu olması gerekiyordu. Her şeye
rağmen yanında olmam gerekiyordu hatta hissizliğine rağmen. Sonra, çok sonra bir gün yanıldığımı ve
hatanın aslında bende olduğunu fark ettim. Birbirimize usulca sesleniyorduk ancak senin daha büyük
bir şeye ihtiyacın vardı. Sana haykırarak hislerimi söylememi istediğini zannettim, yanıldım.
Haykırmak için çok çabaladım ancak beni duymadın belki de duymazdan geldin. çok sonra fark ettiğim
üzere sen ne usul ve gizli sözcükler bekliyordun benden ne de gösterişli bir şov. Tek istediğin seni
hissetmemdi ve ben de onu yaptım. Zor olur sanmıştım ama gözlerimi kapatıp kalbime baktığım an

seni gördüm. Artık sanrılar görmek için gözlerimi açıp etrafa bakmama gerek yoktu çünkü aslında sen
bunca zamandır tam içimdeydin. Sonra hayal denen şeyi fark ettim. Bana bunu da sen öğrettin çünkü
bir tek orda beraber olabiliyorduk. Uykularım kaçmaya başladı. Seni düşünmediğim tek bir gece
yoktu. Uykusuzluğum seni üzdü ve ben de rüyalarıma girmen için dua etmeye başladım. Beni Tanrı ile
de sen tanıştırdın çünkü seni görene kadar onun beni unuttuğunu sanıyordum. Sonra seni
rüyalarımda görmeye başladım. Sana dokunabiliyor, hissedebiliyor ve çok küçük bir anda da olsa
gerçek olduğunu zannedebiliyordum. Hislerimin gerçekliğinden hiç şüphe yoktu. Peki ya senin
hislerin? Onları bilmiyordum. O kadar karmaşık geliyordun ki bana. Aslında sen de biraz benim
gibiydin ancak bazı hisler insanı bilinçsiz yapabiliyor. Adına aşk demedim hiç ya da başka bir şey. Bir
isim koyup heba etmek, basitleştirmek istemedim seni. Tek bilmek istediğim neler hissettiğindi. Ve bir
gün kalbini bana çevirip öyle güzel şeyler söyledin ki… Bu kez de ne zamandan beri gözünde böyle
güzel ve anlamlı olduğumu öğrenmek istedim ama ondan önce senin bilmen gerekenler vardı. Beni
hiç tanımıyordun bile ve tanıdıkça, kim olduğumu gördükçe gidebilecek olma ihtimalinle yüzleştim.
İtiraf etmeli miydim, yoksa senin görmen için beklemeli miydim? Bu zamana kadar hiçbir şey
söylemedim ancak bildiğin gibi de değilim. Kendimi hep iyi bir insan olarak tanıtmak istedim sana.
Beni iyi bil, iyi şeyler düşün istedim ama peşimi bırakmayan şeyler vardı. Bu yol ben kendimi bildim
bileli zordu ve arkamdan benimle beraber koşan gerçeklerim vardı. Bunları görmeni ve öğrenmeni hiç
istemedim ama elbet bir gün öğreneceksin ve ben de bundan korkuyorum. Seni ilk gördüğüm zaman
sana fısıldamıştım iyi biri olmadığımı ancak sanırım haykırmamın vakti geldi. Seni gördüğüm zaman
kaldığım tereddüt ve kararsızlıktan bahsetmiştim daha önce. Seni önce kazanıp sonra bu saçma
yarışta başıma gelenler yüzünden kaybetmek istemedim ama kaybedeceğim biliyorum.
Pişmanlıklarım var, çok büyük hatalarım. Bilmiyorum bilsen beni affeder misin, pek sanmıyorum, bu
yüzden söylemek istemiyorum. Sen anlayana kadar da seni kaybetmek istemediğimi defalarca tekrar
edeceğim çünkü böyle şeyler hayatta bir kez hissedilir. Seninle uyanıp seninle uyumam tesadüf
olamazdı. Şans eseri bir his de değildi. Sana karşı tüm hissettiklerimden eminim. O yolun kenarında
öyle kendi halinde otururken seni gördüğüm zaman karar vermiştim. İçimdeki çığlıkları duymuyordun
çünkü yarıştan yeni sıyrılmıştın, soluklanıyordun. Daha fazla neler söyleyebilirim bilmiyorum. Daha
güzel şeyler söylemek isterim ancak seni açıklayacak kadar güzel cümleler bilmiyorum. Kafamın içine
kırık cam parçası gibi dolanıyorsun bu yüzden her daim aklımdasın. Tuhaftır ki bu acıdan zevk
alıyorum, senden geldiği için. Rotam, yolum ve yönüm belliydi. Sendin. Ancak konuşmamız gerekenler
var biliyorsun. Hakkımda bilmen gerekenler lakin ben bunları bilmeni istemiyorum çünkü geçmiş
durup durup yüzüme çarpıyor ve acıtıyor. İçimdeki bu acıyı seninle bastırabiliyorum çünkü geriye
dönüp bakınca gülümseyerek baktığım bir sen varsın. Sen bilme istiyorum, geçmişimi sorma. Beni ben
olduğum için hisset. Seni kırmak istemem ve eminim ki duydukların seni kıracak, uzaklaştıracak. Ben
bunun olmasını istemiyorum. Arkama bakmadan benimle yürüyeceğine söz ver.” Birbirlerine baktılar
ve sonra hiç arkalarına bakmadan önlerine döndüler, yol bitmişti.

 

Eylem Deniz

https://medium.com/@eylemdeniz

Leave a Reply